Koku Alma Duyusunu Haz Örgütlüyor Olabilir

Koku alıcıları düzensiz ve uyumsuz bir biçimde yayılmış olan burun, uzun süredir kendini dağıtmış bir duyu organı olarak biliniyor. Ancak geçtiğimiz günlerde Nature Neuroscience dergisinde yayımlanan bir araştırma bu görüşe karşı çıkıyor ve koku alıcılarının saptadıkları kokuların hoşluğuna göre öbeklendiklerini öne sürüyor.

Connecticut Sağlık Merkezi Lisansüstü Eğitim Birimi’nden Marion Frank elde edilen bu bulguların araştırmacıları yalnızca sarsmakla kalmayıp, bir kasırga etkisi yarattığına dikkat çekiyor.

Koku alma düzeneği özellikle insanlarda son derece anlaşılması güç bir yapıya sahip. Görünüşe bakılırsa, sıçanların koku alıcıları gen ailesi tarafından sınıflara ayrılıyor ve burun deliğinin içinde dört farklı bölge oluşturuyorlar. İnsan burnunda bu bölgelerden olup olmadığı bilinmiyor, çünkü bu soruya yanıt getirilebilmesi için koku alıcılarının zehirli kimyasallarla işaretlenmesi gerekiyor.

İnsan beynindeki koku alma soğanının kokunun burun deliğinin neresine çarptığına göre farklılıklar göstermesi, koku alıcıları düzeninin tek biçimli olmadığına işaret ediyor. Ancak bilim insanlarının büyük bir çoğunluğu alıcıların dağılımında büyük ölçüde bir gelişigüzelliğin olduğu görüşünde birleşiyorlar.

PUANI YÜKSEK VE DÜŞÜK KOKULAR

Weizmann Bilim Enstitüsü’nden Noam Sobel yaklaşık 60 gönüllü deneğin burun deliklerine Teflon kaplı bir tel sokmak suretiyle burun zarının küçük parçalara ayrılmış bölümlerinin farklı kokulara nasıl tepki verdiklerini ölçtü. Sobel ve arkadaşları katılımcıların burun deliklerine çeşitli kimyasallar pompalarken, tel elektrot da bir yandan koku alıcılarına bağlı sinir hücrelerindeki tepkileri kaydetti. Katılımcılar her bir kokunun ne denli hoşlarına gittiğini belirttiler.

Sonuçta, kokusu muzu andıran amil asetat en çok beğenilen koku olurken, kokusu sarmısağınkini andıran dietil sülfat en düşük puanı aldı. Asetik asit (sirkenin temel bileşeni) gibi öteki kimyasalların katılımcılarda farklı tepkiler yarattıklarına tanık olundu.

Sobel ve arkadaşları burun zarının tepki veren bölümlerini saptamak amacıyla her seferinde tek bir koku uyguladılar. İncelenen kokuya kimi bölgeler tepki verirken, kimilerinin tepki vermemesi koku alıcılarının tek bir biçimde dağılmadıkları görüşünü güçlendirmekteydi.

Ancak asıl ilginç olan, bölgenin saptanmasında hoş bir kokudan yararlanıldığında başka hoş kokuların da aynı bölgede belirgin sinirsel tepkiler oluşturmalarıydı. Tam tersine, kaydedilen bölgenin saptanmasında itici bir koku uygulandığında onu izleyen kötü kokular da orada güçlü tepkilere yol açıyordu. Dahası, hoşluk dereceleri açısından en farklı biçimlerde değerlendirilen kokular sinirsel ölçümlerde de en büyük farklılıkları sergilemekteydi.

Tüm bu bulgular koku alıcılarının- tıpkı gözün ağ katmanının ve kulak hücrelerinin uzamsal bilgilere ve tonlara göre düzenlenmeleri gibi- saptadıkları kokuların hoşluğuna göre düzenlendiklerini gösteriyor. Cumhuriyet-Bilim-Teknik

TOPLUMLAR VE KOKULAR

New York Üniversitesi Langone Tıp Merkezi’nde sıçanların koku alma duyusunu araştırmakta olan Don Wilson, bulgular karşısında dehşete kapıldığını belirtiyor ve, “Görme duyusu ile ilgili olarak benzer bir deney uygulanacak olsa, bundan elde edilecek özdeş bir sonuç ağ katmanındaki etkinlikten gözün gördüğü görüntünün hoş ya da kötü olup olmadığını belirlemek amacıyla yararlanılabileceği yönünde olmalıdır,” diyor.

Sobel’in de dikkat çektiği gibi, güzellik yalnızca bakanın gözünden kaynaklanmıyor. Bu en azından burun için geçerli bir durum. Hoş kokunun kişiye göre değişen öznel bir kavram olduğu yönündeki yaygın görüşün yanlış olduğuna parmak basan Sobel, bir kokunun hoş ya da kötü olarak algılanmasının farklı insan topluluklarında inanılmaz bir uyum sergilediğine ve bunun bir canlının koku konusunda yapabileceği en önemli değerlendirmelerden biri olduğuna dikkat çekiyor.

Öte yandan, Pennsylvania Üniversitesi Koku ve Tat Merkezi’nin başkanı Richard Doty bu sonuçlara sakınganlıkla yaklaşmak gerektiğine parmak basarak, “Hoşluk, çekicilik ve iticilik, ya da yenilebilirlik gibi birtakım başka ruhsal kavramlarla ilintilidir,” diyor. Doty gelecek deneylerde kokunun yoğunluğunun da denetlenmesi gerektiğini de belirterek, “Örneğin, meyan kökünün kokusunu sevenler anetol kokusundan da yoğunluğu arttıkça daha çok hoşlanırlar, meyan kökünün kokusunu sevmeyenler ise yoğunluk arttıkça onu daha da itici bulurlar,” diye ekliyor.

Wilson beğeniyle ilgili bilgilerin işlenmesinde koku alıcılarının bir rolü olsa bile, beynin yine de değiştirici bir işlevi olduğunu unutmamak gerektiğine dikkat çekiyor. “İzovalerik asidi alıp size bunun parmezan peyniri gibi koktuğunu söylesem, size de kokusu parmezan peyniri gibi hoş gelebilir. Oysa kusmuk kokusu gibi koktuğunu sözylesem koku size de itici gelecektir. Aynı molekül olmakla birlikte, kokuyu nasıl algıladığınızı beklentileriniz belirleyecektir,” diyor.

Bir rengin nasıl algılanacağını çevresindeki renkler belirlediği gibi, bir kokunun nasıl algılandığı da görünürde onun bağlamıyla ilintilidir.

Rita Urgan, Scientific American, 26 Eylül 2011

Yorumlar

yorumlar

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir