Söyleşi|| Ömer Madra: “Nihai sınıf mücadelesi başlıyor diyebiliriz.”

Yeşil Gazeteden Ümit Şahinin  Açık Radyo yayın yönetmeni Ömer Madra ile söyleşisi

Adbusters dergisinden yapılan bir çağrı sonucunda New York’ta 17 Eylül günü başlayan ve önce ABD’nin bütün büyük şehirlerine, ardından dünyanın yüzlerce yerine yayılan Occupy Wall Street (Wall Street’i İşgal Et) eylemleri giderek büyüyor. Tunus’ta başlayan devrim dalgası sadece Ortadoğu’ya değil, ABD’ye ve bütün dünyaya da yayılıyor.

Bu hareketi yaratan eylemciler ne istiyor, eylemler nereye varacak? Bu dalgayı doğru analiz etmek, doğru anlamak, hareketin nereye evrileceğini görmek son derece önemli.

Bu nedenle biz de hem Tunus’dan ve Tahrir meydanından başlayan Arap baharını, hem de Occupy Wall Street eylemlerini ve bütün dünyaya yayılan devrim dalgasını çok yakından izleyen Açık Radyo yayın yönetmeni Ömer Madra‘yla konuştuk.

…

– Occupy Wall Street (Wall Street’i İşgal Et) hareketini en başından beri çok yakından izliyorsunuz. Bugün Tunus’ta başlayan ve Arap baharı adını alan devrim dalgasına ABD’nin de katıldığı yorumları yapılıyor. Tabii ABD’nin devrim dalgasına katılıyor olması hayal gibi geliyor insana. Sizce gerçekten de böyle bir yorum yapılabilir mi? Bu olaylar gerçekten devrim dalgasının bir parçası mı? Yoksa herhangi bir protesto olarak mı görmek gerek?

Adbusters dergisinde çıkan Wall Streeti işgal çağrısı: Tek talebimiz ne? #Occupywallstreet 17 Eylül. Çadır getir.

Bence bu, devrim dalgasının ta kendisi. Dünyada ilk ve en güçlü demokratik devrimlerden birini gerçekleştirmiş ülke Amerika Birleşik Devletleri. Biz genelde Amerikan emperyalizmini, ABD’nin dünyanın geri kalanında yürüttüğü hegemonik, emperyal politikaları, önce Afganistan’da, sonra Irak’ta, Yemen’de, Libya’da ve başka yerlerde yürüttüğü işgal, savaş ve baskıları gördüğümüz için ABD’nin bu tarafını gözardı ediyoruz gibi geliyor bana. Ama Amerika aynı zamanda dünyanın ilk demokratik anayasasını oluşturan ve bir bağımsızlık mücadelesiyle birlikte devrim yapan ülke. Bu yaşananlar, bir anlamda 235 yıl sonra ülkeyi geri alma hareketi olarak da nitelendirilebilir. Tabii bu işlerin sonunda ne olacağı hiç belli olmaz, ama ben böyle değerlendiriyorum.

– Bunu Vietnam savaşına karşı verilen mücadeleye de bağlayabilir miyiz? Amerikan devriminden savaş karşıtı harekete ve oradan bugüne süregelen bir dalga sayılabilir mi bu?

Bütünüyle 1960’ların sivil haklar mücadelesine de bağlanabilir. Amerika’da Martin Luther King’lerin, Rosa Parks’ların simgelediği çok kuvvetli bir sivil itaatsizlik geleneği var. Burada farklı görünen şeylerden biri, hareketin bugün sadece gençlerden değil, bütün kesimlerden, aynı zamanda işçi ve emekçi kesimlerden  de büyük destek aldığını görüyor olmamız. Emekliler, öğretmenler, hatta bankazedeler var aralarında. Noam Chomsky “prekarya” (precariat) diye bir terim kullanıyor örneğin, proletarya gibi… Sadece işsizlikle karşı karşıya olmakla kalmayan, aynı zamanda uçurumun kenarında olan, geleceği tamamen belirsiz hale gelmiş muazzam sayıda insandan, neredeyse 40 milyon kişiden bahsediliyor. Sadece ABD’de. Türkiye nüfusunun yarısından fazla insan yani. Bence “Biz %99’uz!” derken doğru söylüyorlar. Eylemciler, finans sektöründe,hedge fonlarıyla akıl almaz derecede zenginleşmiş olan, krizden sonra bail outdenen operasyonlarla kurtarılan, ardından tekrar olağanüstü yüksek ücretlerle ve ikramiyelerle beslenip palazlanan bir avuç insanın, Chris Hedges’in deyimiyle finansın lordları haline gelmiş bir azınlığın karşısına basit, dümdüz bir taleple çıkıyorlar: “Bu böyle gitmez,” diyorlar.

– Bu dalga 2008 krizinin bir sonucu mu yani?

Wall Streetdeki Özgürlük meydanından

2008 krizinin çok önemli etkisi var bence. Ama 30 senedir tâbir caizse “uyumakta olan” işçi hareketlerinin de silkinmesi, üstelik de içlerine almaya (asimile etmeye/co-opting) kalkmadan destek verdikleri bir hareket olması açısından da fevkalade önemli. Tek kelimeyle, gecikmiş bir başkaldırı bu. Özgürlük ve adalet hareketlerinin ne zaman, nereden geleceği hiç belli olmuyor. Çevreci Lester Brown’la yaptığımız bir konuşmada ona gezegen yerle bir edilirken, neden bir türlü isyan olmuyor, başta Amerikalılar olmak üzere insanlar neden başkaldırmıyor, neden başkaldırmıyoruz diye sormuştum. O da “sosyal hareketler hiç belli olmaz, bakarsın bugünden yarına, birdenbire başlayabilir” demişti. Nitekim 2011’in hemen başında yepyeni bir devrim dalgası başladı dünyada. ABD de bunun bir parçası. En önemli parçası da olabilir.

– Ben de tam eşik nerede, nasıl aşılmış olabilir diye soracaktım. İnsanların bir eşikten sonra hem ses çıkarmaya başlamaları, hem de bir araya gelmiş olmaları önemli. Wall Street’in önündeki binlerce kişinin fotoğraflarını görüyoruz her gün. Bu noktaya gelinmesi için sanki bir şey olmuş olması gerekiyormuş gibi geliyor insana. Ama burada belirsiz bir eşik, belirsiz bir anda aşılmış gibi görünüyor.

%99

Evet, Tunus’da işportacılık yapmak zorunda kalan Muhammed Bouazizi adlı üniversite mezunu gencin bir zabıta tarafından harekete uğrayınca kendisini yakması sonucu başlayan bir devrim dalgası bu. Tunus gibi neoliberal siyasetlerin poster çocuğu olarak adlandırılan, belli kesimlerin büyük zenginlikleri pahasına orta sınıfların mahvedilip paralandığı,  her şeyin özelleştirildiği, sağlık ve eğitimin, kamusal alanın özel ellere bırakıldığı bir yerde olay böyle başladı. Oradan Tahrir’e, oradan Libya’ya, Bahreyn’e, Suriye’ye, İspanya’daki Indignados’a (Öfkeliler), Yunanistan’a geçti ve dalga dalga yayıldı, yayılmaya da devam ediyor. 1960’larda gözde olan bir deyimle “bozkır yangını” gibi.

– Ama Amerika’da böyle bir kibrit alevi yok.

Devamını okumak için tıkla…

Yorumlar

yorumlar

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir