Dağ Medya Özel Röportaj || Zeitgeist oluşumun Ankara Koordinatörü Cihan Aydın’ın ile Zeynep TAN’ın söyleşisi-2

ZEITGEIST ANKARA DİREKTÖRÜ CİHAN AYDIN İLE SÖYLEŞİ; İKİNCİ BÖLÜM

CİHAN AYDIN : VENÜS PROJESİ İLE VAN DEPREMİNE BENZER BİR AFETİ, DÜNYADAKİ TÜM İMKANLARLA, EŞİT ORANDA ÖNLEME ŞANSINA BİLİMSEL OLARAK SAHİBİZ.

Zeitgeist Ankara Koordinatörü Cihan Aydın

Cihan Aydın ile söyleşimize kaldığımız yerden devam ediyoruz. Biz röportajın ikinci kısmını yayına almak için hazırlanırken Türkiye’de yeniden gündem değişiverdi. Van’dan gelen haberler hepimizi incitti, sarstı ve deprem riski bulunan diğer yerleşimler için endişelendirdi. Teknolojinin imkanlarını kullanarak Cihan’a ulaştık ve benzer bir afetin Venüs Projesinin gerçek olduğu bir dünyada nasıl yaşanabileceğini öngörmesini istedik. Bakalım neler demiş:

 

Zeitgeist ya da insanlık, kaynak bazlı ekonominin yerleştiği, yoksulluğun olmadığı barış dolu o dünyaya ne zaman kavuşacak sence?

Ben bu farkındalığın yayılması bakımından ümitliyim. Bunlar 5-10-15 yılda gerçekleşebilecek şeyler değil elbette ama baktığınız zaman burjuvazinin iktidarı ele alması yüzlerce sene sürmüştür. Dünyanın böyle bir tarihsel gerçeği varken Zeitgeist’ın devletler yerine halka giderek bir şeyler başarabilmesi belki yüzyıllar sürecek ama neden mümkün olmasın ki…?

Neden olmasın denildiği zaman şu söylenebilir: Geçmişte halkların kitlesel ya da kolektif olarak insanlığın iyiliği için geliştirdikleri bir hareketin başarılı bir örneği çok fazla yok. Somutlaştırırsak, başarısız olmuş ve başarısızlığını kabul etmiş bir 68 akımı var elimizde. Sence 68 kuşağı neden yenilgiye uğradı ve siz neden yenilmeyeceğinize inanıyorsunuz? 68’lilerin konjonktürel şartlarını göz ardı ederek yanıtlamanı istiyorum bunu. O zaman savaş vardı ve 68 akımı barışı çağırıyordu; şimdi kriz ve kaos var ve Zeitgeist barış dolu alternatif bir sistemi çağırıyor. Çok temel bir bakış açısıyla ne söyleyebilirsin?

68 Kuşağı bu sistemin ürettiği ideolojilerin bir kavgasıydı ve sistemin içinde yer alıyordu. İnsanlığın iyiliği hedefine yönelmiş bir iktidar kavgası görüyorduk. Örneğin sosyalizmin amacı üretim araçlarının işçi sınıfının eline geçmesidir ama bu yine bu sistem içerisinde yaratılmış bir hedeftir. Şu anda Küba’ya ya da Orta ve Güney Amerika ülkelerine baktığımız zaman hayat kadınları ya da sokak çocukları hala varlar. Sistemin içerisindeki güçler birbirleriyle kavgaya giriştiği zaman, mutlaka bir kazanan ve kaybeden var. Bizim ortaya attığımız konsept ise çok farklı. Bizimkisi bir sempatizanlık değil. Biz düşünür ve filozofların söylediği doğru şeyleri ortak bir paydada buluşturarak tüm insanlığı kapsayabilecek bir barışın hayalini kuruyoruz. Bizim muhafazakarlar, liberaller ya da solcularla ilgili planlarımız yok. “Kendi iktidarımız” gibi bir tanımlamamız da yok. Zaten bu yüzden hareket içinde çok farklı siyasal görüşlerden, çok farklı kültür ve inanışlardan insanlar bir araya gelip konuşabiliyorlar. Bir Kemalist de, bir Ülkücü de, bir Darvinist de, bir Sosyalist de geliyor ve birlikte ortak bir şeyler söyleyebiliyoruz.

Ama onların da bir ortak noktası vardı; hepsi emperyalizme karşıydılar. Siz de emperyalizme karşısınız. Zeitgeistın 1968 akımının kötü ve deformasyona uğramış bir kopyası ya da posası olmadığını nasıl ispat edeceğiz?

Emperyalizm ya da sömürü karşıtlığı yalnızca tek bir ideolojiye mal olmuş bir duruş değil ki.

Kastettiğim şu; örneğin ben kolektif hareketlerin çok fazla başarılı olabileceğine inanmıyorum. Çünkü bireysel olarak hepimizin içi o kadar kirli hale geldi ki, bir araya geldiğimizde yalnızca kalabalıklaşıyoruz; ama hala kirliyiz. Bireysel anlamda aydınlanmamış bir insan ordusu insanlık için ne yapabilir?

Zeitgeist ile de, bir şey yaratıldı ama bütünden kopmuş olundu. İster istemez ayrılındı ve farklı bir organizma oluştu. Zeitgeist de artık bir fraksiyon; bir fraksiyon olarak söyleyebilecek ve yeni olan neyi var?

Bu güzel bir soru. Öncelikle söylemeliyim, Zeitgeist içinde bir emir komuta zinciri ya da bildiğimiz örgüt ya da oluşumların kendi teşkilatlanma yapılarına benzer bir yapılanma yok. Zaten belgesellerin birinde de, Krishnamurti’nin şu sözleri kendi ağzından verilmişti: “Burada öğretmen yok, öğrenci yok, lider yok, yol gösterici yok, efendi yok, kurtarıcı yok.” Zeitgeist gönüllüsü olabilmek için herhangi bir kritere sahip olmak gerekmiyor. Kimseye, kendisi istemediği sürece bir görev verilmesi mümkün değil. Tamamıyla gönüllülük esası üzerine kurulu bir işleyişimiz olduğu için finansmana da ihtiyacımız yok. Kampanyalar yapıp yüksek meblağlı paralar toplamaya çalışmıyoruz.

Bu iddiasız ve iddialı haliyle Zeitgeist toplumun en çok hangi kesimine ulaşabiliyor ya da onun sesi oluyor?

Günümüzde yeni bir alt sınıf oluştu. Bu alt sınıfın insanları örneğin çalışmak istemiyorlar. Kendi ilgi alanları neyse onunla meşgul olmak istiyorlar. Belli bir entelektüel birikim ve beceriye de sahip bu insanlar. Fakat bu haliyle ve bu istedikleriyle mevcut sistemde barınmaları da mümkün değil. Bizim toplantılarımıza bakarsanız, sol fraksiyondan gelmiş birini de görebilirsiniz, hayatı boyunca inançlı yaşamış birini de… ama ortak noktaları sistemden muzdarip olmaları…

“KENDİMİZE EV YA DA ARABA ALALIM SEVDASINDA DEĞİLİZ.”

Yani insanlar, radikal bir şey söylediği için değil; bir sistem eleştirisi yaptığı için Zeitgeist toplantılarına katılıyorlar.

Elbette. Örneğin yarın, başka bir bilim adamı çıkıp mevcut sistemin yerine daha iyi bir alternatif sunarsa gider onun da yanında da yer alırım. Bir Kemalist için, Atatürk’ün ilke ve inkılapları gerçekleştirilmeden başarılı olunabilmesi mümkün değildir. Ya da bir Marksist için Marks’ın söylemleri çok önemlidir. Ama Zeitgeist’ta mitler yok. Biz yeri geldiğinde Kropotkin’den de örnekler veriyoruz; Krisnamurti’den de; Carl Sagan’dan da… Örneğin bu hareket sayesinde dünya George Carlin diye bir adamı tanıdı. Ama öbür yandan yeri geldiği zaman Hippileri de eleştirebiliyoruz. Yani mitlerimiz yok. Peter Josepf ya da Jacques Fresco’yu ilahlaştırmadığımız gibi, Zeitgeist başarıya ulaşamazsa dünya yok olacak gibi bir iddiamız da yok. Zeitgeist sadece yeni bir alternatifin örneğini sunuyor bize. İsimler değişebilir, bunun bir önemi yok. Bizim ilkesizliklerimiz var. Ortaya attığımız her şeyde, “şu an böyle düşünüyoruz, ama her an değişebilir” gibi bir ibaremiz var. Fetişizme karşıyız. Değişimi desteklediğimiz için, ileri sürdüğümüz argümanların ütopik olarak etiketlenmesi bizim işimize geliyor aslında çünkü sürekli düşünmek zorunda kalıyoruz. Nihai hedefimiz insanlara ev kazandırmaya çalışmak olsa, ya da biz kendimize birer ev ya da araba alalım sevdasında olsak, kendimizi geliştirmek için neden uğraşalım ki? Biz bir siyasi parti gibi hareket etmiyoruz.

Yani sistemi, sistemin içinden eleştirelim gibi bir derdiniz yok ve entegre olmayı önemsemiyor musunuz?  Örneğin faaliyetlerinizi resmi kanallardan yürütme gibi bir projeniz var mı?

Sistemin değişmesi için sistemin içinden de bir kuvvetin yüklenmesi lazım ama sistemin dışında bir kuvvetin de mutlaka bulunması lazım. Örneğin sen Mecliste çalışıyorsun ve sırf Mecliste çalışıyorsun diye Zeitgeist’ın fikirlerini benimseyemezsin gibi bir önyargımız yok, ama bazıları da bunu tamamen sistem dışından takip etmek isteyebilir; buna da saygımız var.

“NUMAN KURTULMUŞ’UN PARTİSİ BİZİ TANIMAK İSTEDİĞİNİ SÖYLEDİ”

Yani her kesimden görüşmelere açıksınız. Siyasi düzeyde tanınırlığınız hangi boyutta? Örneğin siyasi partilerden gelen görüşme talepleri oldu mu?

Oluyor elbette. Örneğin Cumhuriyet Halk Partisi, Gençlik kollarından bir arkadaşı göndermişti son etkinliğimize.

Ak Parti’den gelen oldu mu?

Ak Parti’den gelen olmadı ama Numan Kurtulmuş’un Partisinden gelen oldu. Bunu da önemli bulduk ve merak ettiklerini paylaştık. Bu bizim için iyi bir şey.

Peki daha çok insana ulaşabilmek için neler yapıyorsunuz?

Aslında bizim temelde daha çok insana ulaşabilmek gibi bir hedefimiz yok. Bizler belli bir birikimi olan insanlara daha rahat ulaşıyoruz. Belgeseller çıkış yerlerinin kültürü içinde hazırlanmış olduklarından, Türkiye’de bir esnaf ya da bir işçiye bu materyaller üzerinden ulaşmak zor oluyor. Biz bununla ilgili de bir proje oluşturduk ve yurtdışı ile paylaştık.

 

“TKP 90 SENEDİR ELİNDE BROŞÜRLERLE GEZİYOR, 90 SENEDİR BİR İLERLEME YOK”

Halka inmek?? (Gülüyorum)

Evet halka inmek; ya da, Zeitgeist’ın Türkiye için yeniden değerlendirilmesi… Buna ihtiyaç var. Ama öte yandan biliyoruz ki, bir insanın hayatını değiştirmek istemesi için önce bununla ilgili bir farkındalığı olması gerekiyor. Örneğin sizin, hayatından memnun olan bir kuaföre ne yaparsanız yapın Zeitgeist’ı anlatma gibi bir şansınız yok. Öncelikle kişide kendi hayatıyla ilgili bir rahatsızlık olmalı. Bu varsa zaten internet herkes için ulaşılabilir bir kaynak ve bizi bulması zor olmayacaktır. Aksi biçimde, sistemin modellerinde olduğu gibi bizim, elimizde kağıtlarla kapı kapı dolaşıp kendimizi anlatma gibi bir derdimiz yok. Bu çok da başarılı olmuş bir yöntem değil zaten. Bunu, yaklaşık 90 yıldan beri Türkiye Komünist Partisi yapıyor, 90 seneden beri de bir ilerleme yok. Kaldı ki bizim, “ulan hadi kuralım şu Venüs Şehrini de bir an önce yerleşelim” gibi bir derdimiz de yok. (Gülüyoruz) Bunu göremeyeceğimizi de biliyoruz.

Öyleyse derdiniz nedir?

Bizim derdimiz yaşadığımız süre içinde insanlığın doğru noktasında olabilmek. Yoksa iktidara konalım; bu ülkeyi de dünyayı da biz yönetelim gibi bir çaba içinde değiliz.

Siz değilsiniz zaten bu belli. Kimsenin sizin ya da dünyanın başka bir köşesindeki yerel bir koordinatörün ve yerel ekiplerin, gönüllülerin samimiyetiyle ilgili bir şüphesi olduğunu da sanmıyorum. Siz farkındalığı yüksek, kendini yetiştirmiş, entelektüel genç insanlar olarak bir ortaklığın etrafında buluşmak istiyorsunuz; bu a ya da b oluşumu olabilir, bunu önemsemediğinizi biliyorum. Bu konuda bir beis yok. Ancak sizi bir araya getiren şey daha büyük bir akıl olmalı. Kişisel gelişim furyasının günlük yaşamımıza pompalanması gibi, bunun da bir uyanış trendi olmasından korkuyorum.

Peki böyle bir trend yaratmanın bunun yaratıcılarına ne faydası olacak sence?

Ama eğer bunun bir kurgu olduğunu varsayarsak, sizin belgeselleriniz aracılığıyla şunu söylemiş oluyorlar : Paralarınızı bankalardan çekin. Çocuklarınızı askere göndermeyin. İşlerinize gitmeyin. Politikaya karşı çıkın. Yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelin. Bu çerçevede önerdikleri şeyler, ABD’nin borç krizinden kurtulabilmesi için elini rahatlatmayacak çözümler değil aslında.

Hala sistemin karşısında olmanın emperyalizme ne yarar sağlayacağını anlayamadım açıkçası.

Demek istiyorum ki, insanlarda ekolojik politikaları hayata geçirmek konusunda devletin de desteğini alabilmiş bir farkındalık gelişirse, bu durumun kaymağını yine küresel güçler yiyecektir. Venüs Projesi hayata geçerse, bunun öncülüğünü yine ABD gibi bir ülke yapacak. Ya da yenilenebilir enerji için gerekli teknolojik alt yapıyı dünyaya ABD ve diğer güçlü ülkeler üretecek ve pazarlayacak.

Venüs Projesi bir gün uygulanabilir hale geldiğinde ABD’nin hala aynı hegemon konumda varlığını sürdürmesi gibi bir şey söz konusu olamaz. Bu değişmedikçe de Venüs Projesi gerçekleşmez zaten. Ama kaygını şu yüzden anlıyorum: Örneğin Türkiye’de elektrikli araçları piyasaya sürdüler. Ama ortaya öyle bir kanun attılar ki; bu araçlara aylık bir vergi ödememiz gerekecek ve belli doldurma noktalarından normal elektrik ücretinden daha pahalıya araçlarımızı doldurabileceğiz. Biz şimdi “aa ne güzel biz de kaynak bazlı ekonomiyi savunuyorduk” deyip bu fikrin üzerine atlayacak mıyız? Bütün bunlar çok ironik. Toplum psikolojisi ve kültürel değişim yönünden bu kafa yapısı değişmedikçe bana isterlerse desinler ki “yel değirmeniyle donatacağız ülkeyi”, dönüp bakmam bile.

Evet ihtiyacımız olan bir algı değişikliği buna katılıyorum fakat ben reel politikanın varlığına inandırılmış bir uluslararası ilişkiler öğrencisiydim bir zamanlar. Okulda bize şu öğretildi: Uluslararası sistemin aktörleri vardır ve o aktörleri aşarak bir varlık ortaya koyabilmek bir hayaldir ve romantiklerin işidir.

Malatya’nın bir köyündeki adamın kendi elektriğini üreten bir ev yapması hayal değil. Buna inancın yok mu?

Mecliste olmak hayata dair tüm ümidimi tüketti diyebilirim. Milletvekilleri ve genel başkanlar bile sistemi aşamıyorlar, kaldı ki Malatya’nın köyünde kendi elektriğini üretebilen sıradan vatandaş…

Siyasetçilere ihtiyacımız yok.

Siyasetçilere ihtiyacımız yok ama onlar bizim hayatımızı belirliyor. Hadi bakalım işe gitme, askerliğini yapma ve reddet politikayı. Başına neler geleceğini tek tek sıralayabilirim. Eminim sizin hareket de izleme altındadır bir gün sakıncalı bir şey yapma ihtimalinize karşı. Bir gün bir yerlerde yürümeye kalksanız sizi içeri bile atabilirler. 

O yüzden yürümüyoruz zaten. (Gülüyoruz)

“BİZİ SABAHIN ALTISINDA İŞE GÖNDERİP AKŞAMIN ONUNDA EVE TIKACAKLAR Kİ, BİLDİĞİN ROBOT OLALIM”

Bu sistemin kendi içindeki tüm kapıların denendiğini söylüyorsun.

İnsanlara güvenme diyen bir sistemde yaşıyoruz. Daha kötüsü olabilir mi! Daha kötü ne olabilir! Ben birçok siyasi partinin içine girip çıktım ve oralarda çalışırken aynı fikirleri taşıyordum. Bittik, hapı yuttuk; daha fazla ne yapabiliriz ki…! Sistem kendini tıkadı. İşte tam da bu yüzden sistemin dışından bakmak gerekiyor. Yani, ya bunu yapacağız ve kendi küçük çevrelerimizde bir farkındalık yaratmakla başlayacağız her şeye; ya da kaderimiz bu deyip simitçilerin simit sarayı imparatorluk hikayelerini okumaya devam edeceğiz. Gerçekler, doğal sürecinde baskı olmadan anlatılmaya çalışılacak; bunun başka yöntemi yok. Çünkü tarih bize şunu da gösterdi; bir şeyleri baskı yoluyla yaptığın zaman bunun karşı devrimi mutlaka oluyor. İşte en büyük örnek: Karşımızda bir Cumhuriyet devrimi var. Bunu yadırgadığım için anlatmıyorum; devrimlerin de iyi yanları vardır. Kanlı devrimlerin bile belki iyi yönleri oldu ama insanlığın tamamı açısından geri dönüşümünün ne olduğuna bakmamız gerek. Biz bugün hala türbanı tartışıyoruz örneğin.

Ya da Kürt meselesini…

Evet… O kadar ilkel şeyleri tartışıyoruz ki… 21.yy, modernizmin getirdiği kavramların karmaşasından ibaret. Başarı artık ne kadar iyi rekabet edebildiğin ve ona ne kadar üstün gelebildiğinle ölçülebilen bir şey… Herkesin kafasına at yarışında koşuyor gibi bir gözlük takıyoruz, ya da bir huni geçiriyoruz. Kimine ülkücü, kimine komünist diyoruz ve onları salıyoruz meydana, haydi bakalım kim kimden üstün çıkacak… Politikaya baktığımız zaman politikanın artık ahlaktan bahsetmesi mümkün değil. Ahlaksızlıklar bizler için o kadar içselleştirildi ki… Sistemin kendini kurtarabileceği bir tarafı kalmadı artık. Her şey bir tezat. Zeitgeist’ın söylediği şeyleri insanların düşünmeye bile fırsatları yok. Parasız bir dünya olabilir mi? Bilmem olabilir mi… Düşünmemiş ki… Artık kendimizi tek güvende hissettiğimiz yer evlerimiz ve dışarı bile çıkmanı istemiyorlar. İşte Enerji Bakanının yaptığı açıklama ortada: Bizi sabahın altısında işe gönderip akşamın onunda eve tıkacaklar ki, bildiğin robot olalım. İnsanlar artık dışarı çıkıp eğlenmesin, gitar çalmasın; yalnızca işine konsantre olsun ve düşünmesin istiyorlar. Dolayısıyla emperyal güçlerin söylediğin gibi kendini eleştiren Zeitgeist gibi bir yapıyı ortaya atmış olmaları için ciddi salak olmaları lazım.

Oluşuma gönüllü olarak dahil olduğun günden bu yana, manipüle edildiğinizi hissettiğin oldu mu hiç?

Bütün aktivist arkadaşlarım adına konuşuyorum; burjuvazinin bizim elimizden tuttuğunu hissettiğimiz an biz bu harekete şüpheyle bakarız. Bizim hiçbir maddi kaynağımız yok. Lüks otellerde toplantılar düzenlemiyoruz. Kendimize ait bir ofisimiz yok; toplantılarımızı kafelerde, arkadaşlarımızın desteğiyle farklı dernek binalarında yapıyoruz. Bir özeleştiri de yapayım: Teşkilatlanmamız bu sisteme ve öğretilerine karşı olduğu ve klasik bir teşkilatlanma yöntemi de uygulayamadığımız için çok amatörce ilerliyor. Sonuçta yeni bir şey deniyorsun. İnsanlara; burada lider yok, öğretmen yok, öğretici yok demek kolay. Ama bir yandan aktif olmak istiyoruz. Biz bir toplantı yapıyoruz; 100 kişi geldiği de oluyor, 30 kişi geldiği de oluyor; 2 kişi geldiği de oluyor. Biz kimseye neden gelmediniz; bu nasıl bir sorumluluk bilinci, demiyoruz. Bu bizim için eyleme geçmek yönünden çok zor bir şey.

“BAR KÖŞELERİNDE MEMLEKET KURTARAN İNSANLAR TOPLANTILARIMIZA GELİP NE YAPILABİLİR DİYE KAFA YORUYORLAR”

Ankara katılımcılarının profili nasıl?

Her meslekten, her yaş grubundan, her siyasi görüşten destekçimiz var. Biz bir Olimpos kampı yaptık, kampa gelenlerin yaş aralığı 13-50’ydi. Hatta 50 yaşında çok sevdiğimiz bir abimiz var; kendisine Zeitfather diyoruz. Biz bir kimya öğrencisiyle emekli bir kimya öğretmenini bir araya getirebiliyoruz. Bunu hangi parti yapabilir ki… Bar köşelerinde memleket kurtaran adamlar bizim toplantılarımıza geliyor ve ne yapılabilir diye akıl yürütmeye başlıyorlar. Herkes çok farklı düşünerek ayrılıyor toplantılardan.

Çekirdek kadronuz kaç kişi peki?

Ankara grubunda düzenli çalışmalar yapabilen 10 kişiyiz.

Bu 10 kişi yurt dışından herhangi bir denetime tabi tutuluyor mu?

Hayır hiçbir denetime tabi tutulmuyoruz. Yalnızca faaliyetlerimizi paylaşmamızı istiyorlar.

Raporlandırıyorsunuz?

Düzenli bir raporlandırmamız yok. Herhangi bir faaliyet için bir telkin ya da dayatma da almıyoruz. Esnek ve gönüllülük esasına dayalı bir yapı söylediğim gibi.

Buluşmalarınız her zaman sohbet toplantıları şeklinde mi geçiyor?

Hayır eğitimler veriyoruz örneğin. Diksiyon dersi bile verdik. Kültürel, sanatsal pek çok alanda var olmaya çalışıyoruz. Bu eğitim ve çalışmalar için ne ilgisi var diyenler oldu. Bizim temel amacımızsa, “bir insan, bir insana herhangi bir menfaati olmaksızın yardımcı olabilir.” fikrini ve benzeri duyguları hatırlatmaktı. Yazın Olimpos’ta düzenlediğimiz kampın amacı da buydu.

 

“MELİH GÖKÇEK’İ DE ZEITGEIST İLE TANIŞTIRMAK LAZIM”

Sizin farklarınızdan biri de bu galiba. Zeitgeist insanın teknolojiyle entegre oluşunun doğal ve insani olandan kopmayı gerektirmeyeceğini söylüyor öyle değil mi?

Kesinlikle. Teknoloji hayatımızı zorlaştırmak için değil¸ yaşam standartlarımızı yükseltmek için var. Örneğin insanlara alkollü araç kullanmamalarını söyleyip yasaklar getirebiliyoruz en fazla; ama aslında teknolojimiz, bir insanın arabasına alkollü bindiğinde onu tanıyıp hareket etmesine izin vermeyecek nitelikte. Bunu ben söylemiyorum Jacques Fresco söylüyor. Ankara’ya geldiğinde de, Kızılay’ın en işlek bulvarının bulunduğu bölgede yeraltına döşenecek bir sistemle tüm şehrin elektriğinin bedavaya getirilebileceğini söylemişti. Sadece bulvar üzerinde insanların ve araçların günlük hareketinin yaratacağı bir enerjiden bahsediyordu. Düşünebiliyor musun..! Zaten bu yüzden toplum mühendisi olarak nitelendiriliyor. Melih Gökçek’i de Zeitgeist ile bir tanıştırmak lazım.

“DEPREMLERİ KAPİTALİSTLER YARATIR GİBİ BİR İDDİAM YOK. AMA PARA BABALARI İÇİN DOĞAL AFETLER HER ZAMAN KARLIDIR.”

Venüs Projesi’nin hayata geçtiği bir dünyada Van depremi’nin etkileri ne olurdu?

Venüs Projesi merkezi bir bilgisayar tarafından tam otomasyona alınmış bir sistem olduğundan,  tüm yerleşim yerleri de sahip olduğu jeofiziksel koşullar ve sahip olduğu kaynaklara göre şekillendirilir. Şehir merkezlerinin temel ihtiyaçları ortak bir sistem üzerinden dağıtılacağı için o bölgedeki elektrik kesintileri ya da iletişimin kopması yönünden sorunlar olmayacaktı. Japonyanın bu konudaki tecrübesinin diğer dünya şehirlerinde uygulanamamasının en büyük nedenlerinden biri, patent sorunları ve bu işin çok maliyetli olması… Paranın olmadığı bir sistemde insan yararına dayalı tüm teknolojik gelişmeler paylaşılacağından dolayı da, en azından tüm şehirlerin şu anki en yüksek deprem şiddetine dayalı binalara sahip olma şansı bulunacaktı. Şu anda sahip olduğumuz teknolojiyle nerelerin kaçıncı dereceden deprem bölgesi olduğunu biliyoruz. Ama inatla o bölgelerde yerleşim devam ediyor… Dünyada şehir inşa edecek başka yer mi kalmadı? Hayır. Dünyada ulusal sınırlar var ve bir yerlerde yıkım oluyorsa, yeni baştan kurulacak şehirlerin, birilerinin cebini doldurması gerekir öyle değil mi?

Depremleri kapitalistler yaratır gibi bir iddiam yok. Ama para babaları için doğal afetler her zaman karlıdır. Hem düşünsenize temelden alacağınız bir önlem ile, çok yüksek nakliyat ücretlerine, bunun için personel çalıştıracak kurumların uzayan bürokrasilerine gerek kalmayacak. Depremi sadece depremzedeler yönünden değil o doğal sorunun çözülmesi için kendini seferber eden tüm birimler bakımından değerlendirmeliyiz. Doktoru, hemşiresi, polisi, güvenlik görevlisi, ambulansı süren şoförü… Hayatlarının ciddi bir bölümünü; büyük bir stres ve tehlike içine geçiriyorlar? Ne için?

Tabi sürdürmek zorunda oldukları bir hayatları ve bunu yapabilmek için de paraya ihtiyaçları olduğu için. Acı ama gerçek…

Venüs Projesi ile bu tip bir afeti dünyanın neresinde olursanız olun dünyadaki tüm imkanlarla eşit oranda önleme şansına bilimsel olarak sahibiz. Peki neden yapmıyoruz? Cevabı herkes biliyor. Bahsettiğim sistemi anlamak için Zeitgeist serisinin üçüncü bölümü; Yol Almak-Moving Forward belgeselini mutlaka izlemelisiniz. Tüm bu bahsedilenlerin nasıl olacağına dair kafanızdaki soru işaretlerini giderecektir.

Birinci bölüm:  Dağ Medya Özel Röportaj || Zeitgeist oluşumun Ankara Koordinatörü Cihan Aydın’ın ile Zeynep TAN’ın söyleşisi-2 http://t.co/vluXbaTW12 minutes ago

Yorumlar

yorumlar

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir