Online Aktivizmin Çıkmazı : " Slacktivism "

Sosyal ağlar varolmaya başladığı zamandan bu yana, mesajın yayılım hızı ve erişebilirlik avantajları sayesinde herhangi bir “dava” söz konusu olduğunda gündem yaratmak için kullanıldı ve kullanılıyor. Facebook, TR de ilk popüler olmaya başladığı zamanlarda, o dönemki kullanıcılar hatırlayacaktır, sadece “Cause” için özel bir uygulama geliştirilmişti ve kullanıcılar profilleri üzerinden kendilerine yakın buldukları, uğruna online bir aktivist sıfatı yüklendikleri şekilde bu cause lara üye oluyorlardı. Zaman zaman “besin kıtlığı” kadar ciddi, zaman zaman da “İsveçli modelleri kurtarın” kadar gayri ciddi olabilecek bu cause larda öncelikli amaç bu dava sayfalarına üye kazanımı ve farkındalık yaratmaktı. Daha sonra belirli davaların ki bu sosyal, politik ya da sporla ilgili bile olabilir, online aktivistlerini aksiyona çekmek için girişimleri oldu. Genel anlamda aksiyon belirli bir projeyi hayata geçirmek ya da halihazırdaki operasyonları desteklemek amacıyla bağış sağlamak çerçevesinde olsa da küçük ya da büyük bu “cause” grupları, gerçekten gönüllü online aktivistlerin biraraya gelip organize olabildiği ve bir sonraki adım olarak olumlu aksiyonların gerçekleştirildiği bir araç vazifesi görmüştü. İçeriğini şu anda aktaramam fakat bu vesileyle 2007 yılında bir FB üzerinden bir oluşumun içinde yer almış ve dönemsel olarak bir amaca hizmette bulunmuştum.
Şu anda hala daha aktif olan facebook “cause” uygulamasındaki verilere göre, kar amacı gütmeyen ve FB üzerinden savundukları dava için uygulama kullanan kuruluşların, 27 milyon doların üzerinde bir bağış topladığı belirtiliyor.
Belirli bir konu ile ilgili aktivizmin online olarak destek bulduğu yöntemlerden biri de ortak bir simge ile farkındalık yaratılması ve mesajın iletilmesi. Önceki yıl “Meme Kanseri” konusunda farkındalık amacıyla kadınlar tarafından iç çamaşırı renginin paylaşıldığı Facebook ta, bu yıl da “çantanızı koyduğunuz yer” temasıyla yola çıkılan bir kampanya gerçekleşti. İçeriğindeki seksüel çağrışım “i like it on…”, konuya ilgiyi tetiklemiş olsa da farkındalık ötesinde ne şekillerde aksiyona geçildiği hala bir soru niteliği taşıyor. Nitekim sosyal ya da politik bir değişim ilk aşamada toplumsal olarak farkındalığı yükseltmeyi gerektirse de, özellikle meme kanseri gibi bir dava söz konusu olduğunda, kadınların yüzde kaçının risk grubunda olduğunun farkına vardığı, kaçının evde uygulanabilecek rutin kontrollerden başlayarak düzgün tetkikleri gerçekleştirdiği, kaçının meme kanseri ile savaşan bir kişiye nasıl yaklaşılması gerektiği ile ilgili bilgi sahibi olduğunu bilemiyoruz. Nicelikten daha çok niteliğin önem kazandığı bu durumda, Ekim ayı “Meme Kanseri Farkındalık ayı” olarak kutlansa da, yılın geri kalan aylarında ne gibi bir aksiyon söz konusu, konu ile ilgili dernekler ve çalışma gruplarında daha detaylı bilgi bulunabilir.
Konuyu online eksenden biraz çıkaralım; bu konuda bir yazı yayınlayan kaynağa göre,  son 25 yıldır farkındalık kampanyaları düzenlenmesine rağmen ölüm oranları aynı seviyede ( istatistiksel olarak 1990 dan bu yana %2 düşmüş fakat otoritelere göre rakamsal olarak bir değer ifade etmiyor) ve daha kötüsü gereksiz yere tedavi gören ve operasyon geçiren kadınların sayısında artış var. Mamografi ile tedavi gören her bir kadına karşılık, 15 kadının yanlış teşhis ve yanlış tedavi durumuna maruz kaldığı söyleniyor. Kaynağın doğal tedavi yöntemleri ile ilgili bir kaynak olduğu düşünülürse, bu farkındalık kampanyalarının ilaç şirketleri tarafından desteklenmesi konusundaki ters argümanını sorgulamak gerek fakat yine online a dönersek farkındalık kampanyalarının tam anlamda verdiği sonuç nedir, özellikle online aktivizm aksiyonla buluşamadığında neye dönüşüyor, biraz da bunu sorgulayalım.
Literatürde “slacktivism” terimi ile karşılık bulan bu aksiyonsuz online aktivistlik hali, bir facebook grubuna katılmak ya da daha başka -içinde gerçek anlamda etki yaratacak herhangi bir adım barındırmayan-, fakat kendini iyi bir şey yaptığına ve bunun yeterli olduğuna inandırmış bir davranışı yansıtıyor. Asıl tehlikesi, gerçek anlamda aktivistliği zayıflatarak, etkisinin sınırlı varsayıldığı online ortamda kişileri tembelliğe itmesi…Nano-aktivizm olarak da anılan bu durum, 1) herhangi bir etki yaratmadığı 2) yaratılmak istenen gerçek etki konusunda da olumsuz bir etki bıraktığı varsayılarak eleştiriliyor.
Bu noktada önemli bir “Cause” konusunda gerçekleştirilen çalışmalarda, online mecraların etkili bir şekilde kullanılması; hangi simgelerin ve yöntemlerin adres edildiği, online aktivistler tarafından nasıl destek bulduğu ve farkındalık adımının ötesinde aksiyon noktasında ne gibi sonuçlar verdiği ile ilgili diyebiliriz.
Belli bir davaya destek bulabilmek için online bağış toplama, eğer ortada gerçekleştirilen ya da gerçekleştirilecek bir projeye maddi destek sağlanmak isteniyorsa en kolay yöntem. Fakat bireyin kendisine yakın gördüğü davanın savunuculuğu konusunda hangi seviyede gönüllü olduğu, daha doğrusu yaratılmak istenen asıl etkinin farkında olup olmadığı asıl muamma. Kolektif bir hareketin bireyden başladığı göz önüne alındığında, kişiler yaratacakları etki ya da etkisizliğin ne kadar farkında?
COMM101

Yorumlar

yorumlar

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir