UMUT VAKFI HAFTANIN YORUMU|| Hâkimlerin Vicdani Kanaatleri

Bu hafta sonu Hürriyet’in manşetine taşınan haber bizleri heyecana sürükledi. Ankara 10. Aile Mahkemesi Hâkimi Mustafa Ateş, hakkında koruma kararı aldığı Naile Ekinci’yi eşinin öldürmesinin ardından, polis memurlarının koca hakkında işlem yapmayarak görevlerini ihmal ettikleri gerekçesiyle suç duyurusunda bulundu. Zaten Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Başsavcısı İbrahim Ethem Kuriş önderliğinde, kurduğu özel bir büro ile Nöbetçi Sulh Ceza Mahkemesinden anında tutuklama kararı çıkarabilmekte. Ancak bundan sonrası, işin takibi ve uygulaması, kolluk güçlerine kalıyor. İşte tam da burada geçen haftaki yorumumuzda ne kadar isabetli bir talepte bulunduğumuz meydana çıkıyor! Bu konu bütünlüklü bir bakış açısı ile alınmalı ve görevi kapsamı altına giren tüm bakanlıklar bu programın bir parçası olmalı.

Bu aralar yoğun olarak tartışılan anayasa yapım süreci ve bu süreçle ilgili STK’ların düzenlemekte olduğu konferanslarda “katılımcı anayasa” modelleri üzerine önermeler yapılmakta. Aslında önerilen sürecin tüm yasa tasarıları için gündeme alınması, vatandaşın aktif biçimde yasa yapım sürecine dahil olabildiği, şeffaf ve demokratik bir uygulamanın benimsenmesi gerekiyor. Birkaç gün önce açıklanan Kadın ve Aile Bireylerinin Şiddetten Korunmasına Dair Kanun Tasarısı ile medyada Teksas Yasası olarak anılan Silah Kanun Tasarısının da aynı süreçlerden geçmesi en sağlıklısı. Çünkü yapım sürecine dahil olmak, toplumu oluşturan bireylere “aktif yurttaşlık” için de bir ortam sunacaktır.

Özellikle sosyal medyanın günümüz dünyasındaki gücü ve Türkiye’nin bu mecraya yatkınlığı göz önüne alınırsa, sürecin pek de zorlanılmadan yürütülebileceği ortadadır. Yapım sürecine katılım aynı zamanda yasaların bilinirliği ve anlaşılırlığı konusunda da Türkiye’yi daha üst sıralara taşıyacaktır. Mesela Fransa’da çıkan Kadına Yönelik Şiddet kanunu, yapılan kamuoyu araştırmalarında halk tarafından %75 oranında bilinmekteymiş. Yasayı çıkarmak kadar onu kullanması beklenen halkın da yasayı bilmesi ve daha da önemlisi anlayabilmesinin önemine inanan Fransa’da, ciddi tanıtım kampanyaları hazırlanmış.
Bu örnekten yola çıkarak, “katılımcı anayasa” ve “aktif yurttaşlık” için iyi bir örnek olabilecek ilk uygulamanın, Umut Vakfı’nın kuruluş amacı içinde yer alan, Hukukun Üstünlüğü ilkesi ile doğrudan bağlantılı sonuçlar doğuran,  mevcut anayasadaki “MADDE 138- Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler” esasını tartışmaya açmak olabileceğini düşünüyoruz. Benzer suçlarda çok farklı cezai uygulamaların olması adalete güveni sarsan en temel sorun olarak karşımıza çıkmakta.

Basından takip ettiğimiz olaylarda hakimlerin ve savcıların zaman zaman tüyler ürperten kararlar  aldıklarını görebiliyoruz. Halkın bu kararları sorgulama ve hesap sorma, protesto etme hakkının saklı kalması ve kamuoyu baskısının çoğu zaman daha sağlıklı bir “vicdan”ı yansıttığı gerçeğinin göz ardı edilmemesi gerektiğine inanıyoruz. Sonuçta 13 yaşındaki bir çocuk yaptığı eylemin ne derece farkında olabilir? Eğer farkındaysa o zaman neden 18 yaş reşit olmak için sınır kabul edilmiştir? Sizleri “kişisel” alanda yer alan vicdanın, hukuk ve ceza gibi “toplumsal” konularda referans alınmasının ne derece doğru olduğu üzerine düşünmeye davet ediyoruz. Lütfen bizimle fikirlerinizi paylaşın.

İyi haftalar,
Umut Vakfı

http://www.umut.org.tr/public/haftaninyorumu.aspx


p.

Yorumlar

yorumlar

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir