Dünya Gıda Günü Yaklaşıyor..Gıda Üretimi, Tüketimi ve Gıda Güvencesi

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütünün (FAO) kuruluş tarihi olan 16
Ekim, Dünya Gıda Günü olarak kutlanmaktadır. Her yıl FAO tarafından
belirlenen bir tema çerçevesinde yapılan Gıda Günü etkinliklerinde,  gıda
üretimi, tüketimi ve gıda güvencesine ilişkin konular gündeme taşınarak
küresel anlamda büyük önem arz eden açlık ve açlıkla mücadeleye dikkat
çekilmeye çalışılmaktadır.

Küresel olarak gıda fiyatlarının artışı ve yaşanan krizlerin etkisiyle
daha önce Dünyamızın belli bölgelerinde seyreden açlık ve yetersiz
beslenmeye yeni bölgelerin eklenmesi nedeniyle FAO bu yıl Dünya Gıda Günü
temasını Küresel Gıda Fiyatları – Krizden İstikrara olarak
belirlemiştir.

Tüm Dünyada gıda fiyatlarındaki artış son yıllarda istikrarlı bir şekilde
devam ediyor. Dünyanın belli bölgelerinde %40 lara varan fiyat
artışlarının uzmanlara göre önümüzdeki 10 yıl daha devam edeceği
şeklindedir. Uluslar arası örgütler önümüzdeki 20 yıl içerisinde temel
gıda maddelerinin fiyatlarının iki katından daha fazla artabileceğini
söylüyorlar. Gerek OECD gerekse FAO nun açıkladığı  “2011 – 2020 gıda
Görünüm Raporunda” da aynı endişelere yer verilmektedir. Tüm bu
açıklamalardan çıkan sonuç; Artık Dünyanın gıda dağılımındaki adaletsizlik
yanında ciddi bir fiyat karmaşası ile yüz yüze geldiğidir.

Gıda fiyatlarının artışı elbette ki en çok yoksul kesimleri etkileyecek ve
Dünyadaki açların sayısı daha da artacaktır. Bu yaşananlar gösteriyor ki;
Gıda üretemeyenler, gelecekte paraları olsa dahi gıdaya ulaşmada zorluk
çekecektir. Bu nedenle, tüm uluslar arası kuruluşlar ülkeleri,
üretimlerini arttırmaları için gayret göstermeleri konusunda uyarmaktadır.
Gelişmiş ülkeler zaten üretimlerini arttırmak için tarıma gerekli önemi
veriyorlar.

Gıda fiyatlarındaki bu artış nedeniyle Dünyadaki aç insanların sayısı daha
da arttırıyor, dengesiz dağılım daha da büyüyor. Bu gün yaşadığımız Somali
gibi örneklerin daha da artması olasılığı ortaya çıkıyor.
İnsanların temel hakkı olan Gıda güvencesini sağlamak her geçen gün daha
da zorlaşıyor. Gıda güvencesi, insanların sağlıklı ve aktif bir yaşam
sürdürebilmeleri için beslenme ihtiyacını karşılayacak yeterli, güvenli ve
besleyici gıdaya her zaman ulaşabilmesidir. Tüm dünyada insanların
yaşamak, fiziksel ve mental gelişimlerini sağlamak için yeterli gıdaya
ulaşmaları ve bu gıdaların sağlık yönünden güvenli olması, devredilemez ve
ertelenemez temel hak olarak görülmektedir. Bununla birlikte dünyanın
birçok yerinde, büyük bölümü kırsal alanlarda olmak üzere insanların
günlük diyetlerinde yeterli miktar ve kalitede gıda bulunmaması veya
sürekliliğinin sağlanamaması gerçeği insanlığı açlık sorunu ile karşı
karşıya bırakmaktadır.

Bu soruna dikkat çekmek için FAO 11 Mayıs 2010
tarihinde küresel ölçekte açlıkla mücadele amacıyla “1 milyar aç insan”
kampanyası başlatmıştır. Toplumları biyolojik bir organizma gibi
değerlendirecek olursak; toplumda, aynı canlı organizmalar gibi
fonksiyonları, güçlü ve güçsüz yönleri itibarı ile aynı biyolojik yasalara
tabidirler. Bir toplumun fertleri aç ise toplumda açtır, bir toplumun
fertleri sağlıksız ise toplumda sağlıksızdır.  Dolayısıyla bu durum,
sağlıksız, yetersiz ve dengesiz beslenmenin yol açtığı, ölüm, hastalıklar
ve diğer kayıplar yanında bireyleri ve toplumları biyolojik geri
kalmışlığa götüren zorunlu bir süreç olarak karşımıza çıkmaktadır.

Dünyada yeterli ve dengeli beslenemeyen insan sayısı 1 milyarı geçmiştir.
Bu durum tüm dünya nüfusunun altıda birinin açlık sorunu ile yüz yüze
olduğu anlamına gelmektedir. Açlığın, yetersiz ve dengesiz beslenmelerin
neden olduğu ölümler, mental ve fiziksel bozukluklar ulusal ve uluslar
arası düzeyde trajik boyutlara ulaşmıştır. Açlık ve yetersiz beslenmeden
kaynaklanan ölümler dikkate alındığında rakamın, AIDS, sıtma, tüberküloz
ve diğer hastalıklardan daha fazla olduğu görülmektedir. Yetersiz beslenme
ve açlıkla ilgili hastalıklar sonucu gerçekleşen ölümlerin diğer
sebeplerle kıyaslandığında % 60 civarında olduğu belirtilmektedir. Açlık,
nesilden nesile de devam etmekte, her yıl milyonlarca çocuk sadece
anneleri yetersiz beslendiği için normalden az kiloda doğmakta ve
özellikle gelişmekte olan ülkelerde 10.9 milyon çocuk 5 yaşına ulaşmadan
hayatını kaybetmektedir. Çok çarpık ve adil olmayan dünyada yaşamaktayız.
Dünya kaynaklarını doyumsuz bir şekilde tüketen belli zümreler aşırı
beslenmeden dolayı sağlık problemleriyle uğraşırken, açlığın ve yetersiz
beslenmenin pençesinde kıvranan 1 milyardan fazla insan açlıktan
ölmezlerse bile yetersiz ve kirli su nedeni ile ölüm tehdidi altında
yaşamaktadırlar.

Dünya Sağlık Örgütüne ( WHO ) göre üçüncü dünya
ülkelerinde görülen hastalıkların büyük bölümünü su kaynaklı hastalıklar
oluşturmaktadır. Yoksulluk, açlığın en önemli nedeni olarak görülmektedir.
Yoksulluğa bağlı olarak insanlar yeterli gıdayı üretememekte veya satın
alamamaktadırlar. Yaşanan doğal afetler, mali krizler, savaşlar ve politik
sorunlar nedeniyle artan gıda fiyatları da bu duruma olumsuz
etkilemektedir. ABDde başlayıp Avrupa ve dünyaya yayılan finansal krizin
gıda sektörüne bu şekilde yansıması yaşanan en son örneklerdendir. Yoksul
kesimlerde ve işsizliğin pençesinde kıvranan kesimlerde artan fiyatların
etkileri daha çok hissedilmekte ve alım gücünü düşürmektedir. Artan
fiyatların olumsuz etkilerini engellemek amacıyla hükümetlerce fiyat
kontrolleri ve ihracat sınırlaması gibi çeşitli önlemler alınmakta, ancak
bunlar da bir defaya mahsus oldukları ve geçici çözüm sağladıkları için
yeterli olmamaktadır. Bu durum küresel ekonomiyi de olumsuz
etkilemektedir. Bununla birlikte, finansal krizin etkisiyle yatırımcıların
gıda ürünlerini yatırım aracı olarak görmeleri fiyatlardaki artışların
hızlanmasına neden olmaktadır. Aslında dünya gıda üretim potansiyelinin
tüm insanları besleyebilecek olmasına karşın, adil olmayan dağıtım ve
tüketim sistemi sorunun en önemli parçalarından birini oluşturmaktadır.
Nitekim “Binyıl Kalkınma Hedeflerinden” (Milenyum Gelişim Hedefi –
Millennium Development Goal – MDG) 2015 yılı için belirlenen aç insan
sayısının yarıya düşürülmesinin bu şartlarda gerçekleşmeyeceği
görülmektedir. Bununla beraber FAOnun stratejik planlarına göre dünya
nüfus artışı göz önüne alındığında mevcut tarımsal üretimin % 70e yakın
oranda arttırılması gerekliliği ortaya çıkmaktadır.

Dünyada yaşanan küresel krizler ülkemizde yıllardan beri var olan yetersiz
ve dengesiz beslenme sorununu daha da artırmıştır. Ülkemiz nüfusunun
yarısının yoksulluk sınırı altında, 1 milyondan fazla yurttaşımızın da
açlık sınırı altında yaşadığı göz önüne alınırsa, açlık ve yetersiz
beslenmeyi ulus olarak ne kadar derinden yaşadığımız ortaya çıkacaktır.
Ayrıca bir toplumun gelişmişlik seviyesi fertlerinin tükettiği hayvansal
gıdaların miktarı ile doğru orantılıdır. Ülkemizde tüketilen et, balık,
süt, yumurta gibi değerli protein kaynakları miktarının gelişmiş ülke
verileri ile karşılaştırıldığında çok geride olduğu görülecektir.
Ülkemiz geniş coğrafyası, iklim özellikleri ve üç tarafındaki denizleri
ile hayvansal üretim açısından önemli bir potansiyele sahip olmasına
rağmen yanlış uygulanan tarım politikaları nedeniyle hayvansal üretimini
geliştirememiştir. Bunun sonucu insanlarımız dengeli beslenme için gerekli
düzeyde hayvansal proteine ulaşamamaktadır.  Dünyada yaşanan bu kadar
büyük açlık tehlikesine rağmen ülke potansiyelinin değerlendirilerek
hayvansal üretimin arttırılmaması bunun yerine, hayvansal protein açığının
ithalat yolu ile karşılanmasının tercih edilmesi, ileride çok daha büyük
açlık sorunlarını beraberinde getirecektir.

Gıda güvencesi kapsamında gıdaya yeterli ve dengeli bir biçimde ulaşmak
tek başına yeterli değildir. Tüketilecek olan gıdanın insan sağlığını
olumsuz yönde etkileyecek her türlü etkenden uzak olması gerekmektedir. Bu
kapsamda gıda güvencesi ve güvenliğinin sağlanmasında veteriner hekimlere
önemli görevler düşmektedir. Bunun yanında yaşanan felaketler, salgın
hastalıklar, toplu hayvan ölümleri ve bunların neden olduğu ekonomik
kayıplar göz önünde bulundurulduğunda veteriner hekimlerin önemi daha da
artmaktadır. Veteriner hekimler, tüm dünyada zoonoz etkenlerle mücadele,
hayvan hastalıklarının tedavisi, sürü sağlığının korunması ve ekonomik
kayıpların önlenmesi gibi konularda önemli role sahiptir. Ülkemizde olduğu
gibi birçok ülkede de özellikle hayvansal gıdalarla ilgili olarak halk
sağlığı açısından büyük sorunlar yaşanmaktadır. Gıda güvenliği ile ilgili
riskin % 90ı hayvan kökenli gıdalardan kaynaklanmaktadır. Bunun yanında
zoonoz hastalıklar riski nedeniyle, hayvan kökenli gıdalar halk sağlığı
açısından özel öneme sahiptir.

Gıda güvencesini sağlamak ve sürdürebilmek globalleşen dünyada ancak
ulusal ve uluslararası işbirliği ile mümkün olmaktadır. Hükümetlerin,
uluslararası örgütlerin, sivil toplumun ve özel sektörün güçlerini
birleştirerek oluşturacakları strateji ve alacakları kontrol önlemleri ile
karşılaşılan sorunlarla mücadelede başarıya ulaşılacaktır. Maalesef bu
başarı dilekleri çoğu zaman teoride kalmış, uygulamalarda soruna çözüm
bulunamadığı gibi gittikçe artan bir şekilde kronikleşmiştir. FAO
öncülüğünde 1996 yılında Romada yapılan ” Dünya Gıda Zirvesi ” den
başlamak üzere açlığa karşı oluşturulan uluslar arası düzeyde tüm program
ve projeler zengin ülkelerin verdikleri taahhütleri tam yerine
getirmemeleri nedeniyle başarıya ulaşmamıştır. Nitekim bu durum 2010
yılında G8lerin Kanadada Muskokada yapmış oldukları toplantıda ” resmi
kalkınma yardımlarının küresel gıda güvencesini sağlamak için yeterli
olmadığı ” belirtilmiştir.
Gelişmiş ülkelerin, uluslar arası kuruluşların, STKların ve ulusal
yöneticilerin açlığın önlenmesinde daha samimi olmaları dileği ile Dünya
Gıda Gününü kutluyorum.

     Dr. Mehmet ALKAN
                 Türk Veteriner Hekimleri Birliği
                      Merkez Konseyi Başkanı

Yorumlar

yorumlar

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir