Sokakta performansı: Gerçeklik Sanata Karşı

Sokakta İnisiyatifinden “sanata karşı” bir performans….

Sanat...

BİZ KİMİZ ?

Bizler, sanatı meta ya dönüştüren endüstri sistemine ve uygar sahnelerine karşı sokaklarda olmayı seçen, yaşadığı toplumu ilgilendiren sorunlar üzerinde sanatımızla düşündürmeyi ve sorgulatmayı amaçlayan, düşlerimizi ve eylemlerimizi sanat ile sokaklarda üreteceğimizi söyleyenleriz.

Bizler, insanların üzerinde olan tüm baskı ve tahakküm araçlarını, hiyerarşiyi, otoriteyi ve sistemin varlığını sürdürmesine yardımcı olan somut ve soyut tüm kurumları ve sanat anlayışlarını reddederek isyan bayraklarımızı çektiğimizi söylüyoruz.

Kapitalizm, tüketim toplumunu oluştururken sanatı kullanarak insanları daha rahat uyuşturmaktadır. Reklamlarda, sinemalarda, müziklerde, fotoğraflarda, kitaplarda ve daha birçok alanda sanatın teknikleri kullanılarak görsel ve duyusal algılarımıza yerleştirilen somut ve soyut temalarla, onların istedikleri şeylere karşı ilgimiz artıyor; satın almamız gerekiyorsa alıyor ya da tam tersi öfke duymamız gerekiyorsa öfke duygularımızı kabartıyoruz.

Yaratılan tüketim toplumunda birey kendisine sunulanın dışına çıkamayacak kadar kısıtlanmış, satın aldıklarıyla kendisini özgür hissedecek kadar yapaylaşmış, sahte olan tüm duygu ve davranışların esiri olacak kadar tüketilmiştir.

Bizler böyle bir gidişatın temellerini atanlara, bireylerin birbirlerine yabancılaşmasından beslenenlere, yeryüzünün şirketlerine, efendilerine ve sanatın patronlarına karşı öfke duyuyoruz.

Sanatı kullanarak değer yargılarımızın her geçen gün kaybolmasını sağlayan, bizleri tüketici konumuna getiren küresel şirketlerin sanatının üreticisi ya da seyircisi de olmak istemiyoruz.Ekranlarda tüketim propagandası yapan reklamlardan, dört tarafı gökdelenlerle sarılı plazalardan, egzoz kokusuna boğulmuş şehir merkezlerinden nefret ediyoruz.

Doğa üzerinde tahakküm kuran, zarar veren endüstri siteminden, hidroelektrik santraller kuran, ormanları yok ederek villalar yapan, denizlere petrollerini boşaltan, reklamlarda yeşil renkle gözlerimizi çevreciliğe boyayan tüm şirketlerin yeryüzünün düşmanları olduğunu düşünüyoruz.

Teknolojinin insanlara fayda değil zarar verdiğini ve bizi kullandığını düşünüyoruz. Bizleri yönetmek isteyen, yönetmeyi düşleyen ya da yönetilmeyi doğru bulan kuramlardan, ideolojilerden, bireylerden, kurumlardan nefret ediyoruz.

İnsanın doğasında kötülük vardır diyen, kötülüğü onaylayan, kötülük neden niçin nasıl başlamıştır diye sorgulamayan, karamsar felsefelerden nefret diyoruz; sorgulamanın önüne perde indiren hayali güçlere dayanan metafizik düşünceleri kabul etmiyoruz.

Özgürlüğü; bize sunulan seçenekleri sorguladığımızda dışına çıktığımızda başlayan süreç olarak tanımlıyoruz. Özgürlüğü sadece kendimiz için değil yeryüzündeki tüm canlılar ve doğa için, yeryüzüne özgürlük için istiyoruz.

Dünyanın sürekli kötüye giden bir eksen etrafında döndüğünü, dünyada yaşanılan tüm toplumsal ve siyasal reflekslerin sanatı etkilediğini, sosyal davranışlarımızı değiştirdiğini düşünüyoruz. Sanatın hiçbir ideolojinin esiri/işçisi olmaması, hiç kimsenin veya kurumun boyunduruğu altına girmemesi, hiçbir siyasetin ifade tarzına, amacına ve aracına hizmet etmemesi gerektiğini düşünüyoruz.

İnsanları düşündürmekten yoksunlaştıran, ilkel duyguların, dayanışmanın, paylaşmanın yerine rekabeti, ayrımcılığı, parayı, militarizmi, tüketimi, siyaseti süsleyerek bizlere kabul ettirmeye çalışan sanat anlayışlarının tümünü reddediyoruz.

Bizler sanatçının sadece yapmış olduğu sanat ile her şeyi ifade edemeyeceğini, direnişin olduğu her yerde düşünen – eyleyen sanatçılar olması gerektiğini düşünüyoruz.

Yaşadığımız çağın sorunlarına kulak tıkayarak, sadece oturduğumuz yerden serzenişte bulunarak ve sonunda sanatçıyım diyerek köşelerimize çekilmeyi reddediyoruz. Topluma ötekileşmenin sanatçı tanımını karşılamadığını düşünüyoruz.

Sanatın nabzı sokakta atar diyor ve yaratılan tüm ahlak ve değer yargılarının, sanatın tüketim toplumuna hizmet ettiğini ve yok edilmesi gerektiğini, uygar dünya öğretilerinin insanlığı uçuruma götürdüğünü düşünüyoruz.

Siyasetçiler gibi kurtuluş palavraları atmayacağımızı, reklamlardaki gibi tüketim propagandası yapmayacağımızı, insanın doğasına sonradan giren yabancı katkı maddelerini kendimizden ve sanatımızdan dışarıda tutacağımızı ve sokakta olacağımızı söylüyoruz.

Bizim gibi düşünen ya da bizlerin yanlış düşündüğünü söylemek isteyenlere, sanatını sokakta üretmek için sokakdaş arayanlara, fikirlerini görüşlerini belirtmek ya da ‘’aklımda şöyle bir şey var yapsanız iyi olur’’ demek isteyenlere kısacası bize ulaşmak isteyen herkes için mail adresimiz:sokakta@windoslive.com

Sanat bir metadır istediğiniz zaman satın alabilir veya satabilirsiniz.

Başkaldırmanıza Mukayet Olmayın o Sizin En Büyük Ahlakınızdır…

Bir hırsız yaratmak istiyorsanız sahip, bir suçlu yaratmak istiyorsanız yasalar koyun…

Artık hafızanıza ihtiyaç duymayın, hatta güvenmeyin bile çünkü artık google arama ve hafıza motoru var…

Zaman, hayatımızı kontrol altında tutan sürelerin sonsuzluğudur…

Uzmanlık; estetik dinine inananların, sanat sevici elitlerin kavramıdır.

Yalnızca para için yaşıyoruz. Kendimizi satmaya çalışıyoruz. Kendimiz için değil, bizi satın alanlar için yaşıyoruz. Hayatınızı alarmlarlardan kurtarın… Çalınan her alarm sizi işe, okula, tüketime uyandırır….

Endüstriyel dünyada aklın yolu paradır…

Bugün eczanelerden(gişelerden) ilacınızı (televizyonlarda konserlerde sahnelerde vb.) seyrederek aldınız mı?

İşkence; yalnızca vücudumuza batırılan iğnelerden, aletlerden ibaret değildir…

Sanat, insan duygularının kurmaca yollarla ticarileştirilmesidir. Sanat bir afyondur… Duygularınıza, davranışlarınıza ve cebinize zarar verir…

Uygar dünya öğretilerinden uzak durunuz uygarlık-teknoloji-endüstri üçlemi sizi kendinize yabancılaştırmaya başlar…

Sanatın acilen ameliyat edilmeye ihtiyacı yoktur, yapılması gereken sanatı yok etmektir. Sanat toplumu uyuşturmaktan başka bir işe yaramayan, estetize edilmiş yalanlar bütünüdür..

Gündelik hayatın sunduğu her seçenek, sistem içi roller arasından ‘’özgürce’’seçim yapmak üzerine kuruludur. Oysa insanoğlu verili düzenekler içinde seçim yaptıkça, köleliği artmaktadır. Bu kölelik her hangi bir dine olduğu gibi, bir şirketlere de yönelebilmektedir…

Aşırı toplumsallaşmış bir insan psikolojik bir tasma ile bağlanır. Yaşamını toplumun onun için döşediği raylar üzerinde koşarak geçirir. Tüm gereken makul bir oranda İTAAT, kişi buna sahipse sistem ona beşikten mezara kadar bakar.(Unabomber)

Endüstriyel çağın kilit aleti buhar makinası değil, saattir. 1345 te ilk kamusal zamanlama ortaya çıkmıştır. Kiliseler zamanın ölçülmesine katılan ve zamana göre düzenlenmiş bir yaşam tarzını dayatan ilk kurumların başında gelmiştir. Zaman teknolojinin temel dili ve tahakkümün ruhudur. Saat yalnızca zamanı gösteren basit bir alet olmamıştır, insan eylemini eş zamanlı hale getiren, komuta geçiren bir tahakküm aracıdır. Pratik amaçlara dayalı ve düzenli devinime dayalı üretim sisteminin genel teorisi saat üzerine inşa edilmiştir.

Sanat,duyu organlarımızı bir anestezi gibi uyuşturmakta, doğal dünyayı bu duyguların menzilinden çıkarmaktadır. Sanat hem hafızayı hemde algıyı tahakküm altına almıştır. Sanatın başlıca işlevi duyguları nesneleştirmek ve böylece kişinin motivasyonlarını ve kimliğini bir sembole yada metafora dönüştürmektir. (John Zerzan)

Ben Unabomber dan daha fazla insan öldürdüm. Son 15 yılda bir sürü vergi verdim o ise hiç vermedi….

http://sokakta.blogspot.com/

Yorumlar

yorumlar

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir