Çocuklar duymasın Boşanıyoruz!

Star Gazetesi/ Açık Görüş

Geçtiğimiz haftalarda TBMM Başkanlığına Meclis Kadın- Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu tarafından sunulan önergede, aile kurumunun güçlendirilmesi için boşanmaların araştırılmasına yönelik bir araştırma komisyonu kurulması gerektiği belirtildi. Önergenin gerekçesinde, Türkiye’de artan genç nüfusa rağmen evlilik oranlarında düşüş olduğu; 2007 yılında yüzde 9,09 olan evlenme hızının, 2009 yılında yüzde 8,21’e, 2010 yılında ise yüzde 7,98’e gerilediği açıklandı.

DİLEK KARAL

Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu (USAK) Sosyal Araştırmalar Merkezi Uzmanı

Öte yandan önergede, 2001 yılında 91 bin 994 olan boşanma sayısının, 2010 yılında 118 bin 568’e ulaştığına da yer veriliyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verileri de boşanmanın arttığına dair yeni bilgiler sunuyor. TÜİK 2011 yılı araştırmalarına göre sadece Nisan, Mayıs, Haziran aylarında toplam 33 bin 702 çift boşandı.

Sosyolog C. Wright Mills “100.000 kişilik bir şehirde sadece bir kişi işsizse, bu onun sorunudur” der fakat 50 milyonluk bir toplumda milyonlarca kişi işsizse, çözümü için tek tek bireylerin olanakları, becerileri, karakterleri üzerinde durmamızın yetmeyeceğini belirtir. Benzer şekilde, Türkiye’de boşanma oranlarına dair rakamlar, boşanmaların kökenlerini Türkiye’nin değişen toplumsal yapısının yanı sıra, sosyo-ekonomik, kültürel faktörler ve sosyal politikalarda da aramamız gerektiğini gösteriyor.

Erkek evin direği, kadın nesi?

Boşanma hadisesi, öncelikle Türkiye’nin içinden geçtiği modernleşme ve kentlileşme macerasının bir resmi niteliğinde. 1920’lerde nüfusunun yüzde 70’inin köylerde yaşadığı bir Türkiye’den, bugün nüfusunun büyük çoğunluğunun şehir merkezlerine yerleştiği, sosyo-ekonomik hayata dahil olduğu bir Türkiye’ye dönüşümden bahsediyoruz. Dolayısıyla, boşanma, kalkınmanın köy-kent paradoksunun ortaya çıkardığı bir durum olarak ‘öngörülen’ bir durum. Pek çok Batı Avrupa ülkesinde kalkınmayla birlikte, evlilik oranları düşerken, boşanma sayısının gittikçe arttığını görmek mümkün. Örneğin Almanya, Belçika, Danimarka’da her iki evlilikten biri boşanmayla sonuçlanıyor. Ülkemizde bu rakam her yüz evlilikten 8’inin boşanmayla sonuçlandığını gösteriyor. Türkiye’deki tablo somut adımlarla desteklenmeli fakat durumun çok da trajik boyutlarda olmadığını görmekte de fayda var.

Aile içi geleneksel cinsiyet rollerinin dağılımı ise, kırdan kente göçün ve endüstrileşmenin etkilerinin Türkiye’de belki de en net görüldüğü alan. Kent merkezlerinde yoğunlaşan sosyo-ekonomik hayat Türkiye’de kadın için kendisine bir ‘özgürleşme’ alanı açtı. Köyde, aile emekçisi konumunda olan kadınların pek çoğu kente göçtüklerinde sosyo-ekonomik olarak ‘erkek evin direğidir’ imajını kırmaya başladı. Boşanma oranlarının artışı kadının ekonomik özgürlüğünü kazanması ile paralel görünüyor. Kadınların belirli düzeyde iş hayatına dâhil olduğu, özellikle yoğun göç alan şehirlerde boşanma oranları genele göre oldukça yüksek. İstanbul halihazırda 1.9’luk bir hızla boşanmanın ülke genelinden de yüksek olduğu şehir. Doğu Karadeniz, Doğu ve Güneydoğu Anadolu gibi kadının iş yaşamına nispeten düşük düzeyde dahil olduğu bölgelerde ise boşanma oranları oldukça düşük.

Öte yandan araştırmalar geleneksel cinsiyet rollerine dair algının Türkiye’de halen hâkim olduğunu da gösteriyor. TÜİK verilerine göre, Türkiye’de kadın ve erkeklerin yarısından çoğu (yüzde 64) “kadının asli görevinin çocuk bakımı ve ev işleri” olduğu konusunda mutabık. Katılımcıların pek çoğu kadının çalışmasını “gelenek göreneklere aykırı” olarak değerlendiriyor.

Türkiye’de boşanmaların gittikçe yükselmesinin en önemli yapısal sebebi, sosyo-ekonomik ve kültürel yapıda böylesi bir değişimi, toplumsal kabullerin takip etmeyişi. Aileler evlilik konusunda toplumsal cinsiyet rollerinin biçtiği kalıplara oldukça sadık. Araştırmalarda “erkeğin evin geçimini sağlayamaması”  ve “kadının ev işlerini gereğince yapamaması” boşanma nedenleri arasında önemli bir oranı oluşturuyor. Yapı değişse de gelenek ve aile ilişkilerinde hâkim ataerkil doku bu yapıya direniyor.

Sözü geçen faktörlerin yanı sıra, araştırmalar, ‘düşük gelir

düzeyi’ ve ‘harcamalar’ gibi ekonomik faktörlerin de önde gelen boşanma nedenlerinden olduğunu gösteriyor. TÜİK araştırmasına göre, bu faktörler “En son boşanmanızın en önemli sebebi nedir?” (TÜİK, 2006) sorusuna verilen öncelikli cevaplar arasında yer alıyor. Genç nüfus artarken, işsizliğin tatmin edici boyutlara düşmediği Türkiye’de, ‘geçim sıkıntısının’ bir boşanma sebebi olarak karşımıza çıkması şaşırtıcı değil. Aldatma, alkol, kumar ve kötü muamele ise evlilerin tolere etmeyeceklerini belirttikleri diğer boşanma sebepleri.

Kadına yönelik şiddet artıyor

TÜİK verilerine göre “en son boşanmanızın sebebi nedir?”

sorusuna verilen yanıtlar arasında dayak ve kötü muamele yüzde 17’lik bir oran taşıyor. Son yıllarda medya ve sivil toplum kuruluşlarının faaliyetlerinde geniş yer tutan, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın öncelikli gündem konusu olan ‘kadına yönelik şiddet’ boşanma konusunda da önemini koruyor. Örneğin geçtiğimiz yıl Emniyet Genel Müdürlüğü’nün basına yansıttığı verilerde, kadına yönelik şiddetin yılda 1400 arttığı belirtiliyor. Bu trajik bir rakam. Öte yandan, medyada örneklerine sıkça rastladığımız şekilde, son olarak Tarsus’ta yaşandığı gibi, pek çok kadın eşinden boşanmak istediğinde şiddet mağduru olabiliyor ya da öldürülüyor.

Şiddetin bu derece görünür hale geldiği bir toplumda, bu durum sadece bilinçsizlikle açıklanamaz ya da yalnızca bireysel bir patoloji olarak nitelenemez.  Meseleye devlet uygulamaları ve sistemik eksiklikler açısından bakmak elzem. 4320 Sayılı “Ailenin Korunmasına Dair Kanun” da Meclis’in yeni döneminde öncelikli olarak sunulan yasa taslağında öngörülen değişikliklerin yapılması önemli. Uzun vadede uygulamaların takibinin yapılması, işleyişin kontrolü ve uygulayıcı kurum ve kuruluşlar arasında eşgüdüm sağlanması ise, en az yasada öngörülen değişiklikler kadar önem arz ediyor.

Sözü geçen faktörler evliliklerin boşanmayla sonuçlanmasına büyük ölçüde ortam hazırlayacak nitelikte. Bu somut problem alanlarının yanında, kadının çok da tartışılmayan statüsü meselesi, boşanma sorununun çözümünde -benzer önergelerde görüldüğü gibi -sadece “ailenin korunması” çerçevesinin yeterli olmayacağını da açık şekilde gösteriyor. Ailenin korunması, evlilik kurumunun devamına yönelik sosyal politika önerilerinde Türkiye’de geleneksel yapıda yaşanan değişimi de göz ardı etmemek gerekiyor. Aile yapısının devamı kadar, bireylerin ihtiyaçlarının, mağduriyetlerinin de hesaba katılması gereken bir süreçten geçiyoruz. Sonuç olarak, sürece yönelik yapısal müdahalelerin çoğulcu paradigmalarla şekillenmesi artık bir tercih olmaktan çıkmış, zorunluluk haline gelmiştir.

Yorumlar

yorumlar

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir