Türkiye'nin şiddetle mücadele programı

Türkiye’nin bir şiddetle mücadele programı olsa nasıl olurdu? Hafta sonu siber ordu haberlerini okurken aklımıza geldi. Türkiye’nin bir güvenlik zafiyeti var ve bunun için konuyla ilgisi olan tüm kamu kuruluşları, ticari markalar ve STK’lar bir araya gelebiliyor. Türkiye’nin şiddet problemi var ve bunu çözmek için bir şiddetle mücadele programı olsa kimler bir araya gelmeliydi? diye bir beyin jimnastiği yapalım dedik:

şeklindeki gibi ayrıştırabiliriz.
Buraya kadar, Dünya Sağlık Örgütünün yayınlamış olduğu Şiddet Raporundan yararlandık. Bu noktadan sonra raporda, incelemeye dahil olan ülkelerin bulundukları kıtalara göre şiddet tiplerinde nasıl farklılıklar bulunduğu irdeleniyor. Mesela kıta ülkeleri kıyaslamasında en belirgin fark Afrika kıtasında cinayet vakalarının, intihar vakalarına göre 4 misli yüksek olduğu, ancak Batı Pasifik ülkeleri, Batı Avrupa ve Güney Doğu Asya ülkelerinde ise intihar vakalarının cinayet vakalarına göre 2, 3 katı yüksek olduğu dikkat çekmekte. Bu bilgiden sonra, şiddetle mücadele programları oluştururken, ülkelerin şiddet niteliğine göre farklılıklar taşıması gerektiği gayet net anlaşılmaktadır.
O zaman Türkiye’deki duruma bakarsak; geçtiğimiz 28 Eylül’de son on yılın 3.sayfa haberlerini derleyerek oluşturduğumuz araştırmada şunu çok net gördük ki, bireysel silahlarla işlenen suçlarda intihar oranı %4.3, kaza kurşunu %13. Geriye kalanı ise ani öfke sonucu veya planlı olarak işlenmiş cinayetlerden oluşuyor. Dolayısıyla Türkiye’deki şiddet olaylarındaki genel eğilimin “dışa dönük” olduğunu, yani başkalarına yönelik olduğunu söyleyebiliriz.

Aynı araştırmada şiddet olaylarının yoğun olarak, %57,3 oranında, aile içinde, akrabalar, arkadaşlar ve komşu, tanıdıklar arasında geçtiğini tespit ettik. Bu durumda şemadan takip edecek olursak, Türkiye’de “kişiler arası şiddet”’e odaklanmak gerektiği ortaya çıkmaktadır.

Mücadele programımızın odağında “kişiler arası şiddet” yer alırken hangi aşamalarda ne gibi adımlar atılmalı diye baktığımızda: 
Programı oluşturmak için birinci adımımız “şiddet nedir?” sorusuna bir cevap vermek olmalıdır: “şiddet, güç ve baskı uygulayarak insanların bedensel veya ruhsal açıdan zarar görmesine neden olan bireysel veya toplu hareketlerin tümüdür”. Şimdi mücadele programının neye karşı kurulması gerektiğini bu tanıma dayanarak oluşturmaya başlayabiliriz. Tanımdan sonraki ikinci adımımız şiddetin tipolojisine bakmak olmalı. Şematik olarak ortaya koymak algılama kolaylığı yarattığından şiddet tiplerini:

şeklinde aşamalandırmak ve şiddetin her aşaması için ayrı bir proje, veya projeler oluşturmak anlamlı olacaktır.
Öncesi bölümü, şiddetin önlenmesine yönelik tedbirlerin alındığı, şiddeti önlemeye yönelik bir anlayışla ateşli silahlar ve kesici delici aletler kanununun ve TCK’nın ilgili maddelerinin ele alınması gereken bölümdür. Umut Vakfı olarak bu alanı çok önemsiyoruz. Biz toplumun genel çıkarları için gerekli gördüğümüz bireysel silahların sınırlandırılması, erişiminin zorlaştırılması ve sıkı kontrol altına alınması sayesinde ölümcül şiddetin önlenebileceğini dile getiriyoruz. Burada vakfımızla birlikte mülki amirler, emniyet güçlerinin toplum destekli polislik merkezleri, jandarma komutanlıklarının asayiş şubeleri, hakim ve savcılar, aile hekimleri dolayısıyla İçişleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, hatta Bakanlar Kurulu şiddetin önlenmesine yönelik çalışma içerisinde olması gereken birimlerdir.

Her hangi bir kişinin şiddete maruz kalması durumunda, yani şiddet sırasında, dünyada yaratıcı uygulamalara bakarak, teknolojik altyapımızın uygunluğunu da gözeterek, tek tuşla polise ihbar, emniyet ve savcılığın hızla olaya müdahalesi ve şikâyet olmasa da kamu davası olarak olayın takibinin yapılması, sağlık hizmetlerinin sunulması, özel travma merkezleri ile psikolojik destek sisteminin oturtulması, yani yine İçişleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı’nın da içinde bulunduğu bir sürecin organize edilmesi gerekmektedir.

Son olarak, şiddet mağdurunun olayın şokunu üzerinden atabilmesi, sağlığına kavuşabilmesi, hayatını idame ettirebilmesi, hukuki süreçte destek alabilmesi, gerekiyorsa da sığınma evlerinden yararlanabilmesi için de, yine bu sefer başta Sağlık Bakanlığı olmak üzere, Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, İş Kur, SGK, Barolar, SHÇEK gibi kurumların bir araya gelerek bu aşamayı çözmeleri gerekmektedir. Tüm bu süreçler içinde de STK’lar kendilerini tanımladıkları bölüme göre katkı sağlamaya devam etmelidirler.
Tüm bu süreçler tamamlandıktan sonra tekrar başa dönülerek, şiddetin daha erken safhalarda engellenebilmesi için neler yapılabilirizi tekrar ele almak, ilköğretimde ana sınıfından başlayarak çatışma yönetimi, uzlaşma, öfke denetimi gibi sosyal becerilerin kazandırıldığı bir sistem kurgulamak gerekecektir. Bu program, tek bir kurumun başlı başına sorumlu tutulamayacağı kadar geniş kapsamlıdır ve birçok kurumun bir araya gelmesini gerektirmektedir. Yorumumuzun başında da bahsettiğimiz gibi belli konularda bir araya gelme becerisine sahip kurumlarımızın, mesela siber ordu kurmak gibi, bu konunun önemine inanarak burada da aynı başarıyı göstermesini ümit ediyoruz. 
İyi Haftalar,
Umut Vakfı
Yararlanılan Kaynaklar: Dünya Sağlık Örgütünün Şiddet Raporu
http://www.who.int/violence_injury_prevention/violence/world_report/en/

Yorumlar

yorumlar

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir