GDO’lu yemler dalga dalga geliyor

Biyogüvenlik Kurulu, genetiği değiştirilmiş 10 mısır çeşidinin daha yem amaçlı kullanılmak üzere ithal edilmesiyle ilgili olarak hazırlanan bilimsel risk ve sosyo-ekonomik değerlendirme raporlarını halkın görüşüne açtı. Kurul, daha önce de Türkiye Yem Sanayicileri Birliği Derneği İktisadi İşletmesi, Beyaz Et Sanayicileri ve Damızlıkçılar Birliği Derneği ve Yumurta Üreticileri Merkez Birliği’nin ithal etmek istediği  3 genetiği değiştirilmiş mısır çeşidinin yem amaçlı kullanılmasına dair risk değerlendirme raporu hazırlamıştı. Kurul’un altındaki Bilimsel Risk Değerlendirme Komitesi, her 3 GDO’lu mısır için de “zararı yok, ithal edilebilir” kararı verirken, Sosyo Ekonomik Değerlendirme Komitesi ise GDO’lu ürünlerin zararına dikkat çekmişti.

Genetiği değiştirilmiş 10 mısır çeşidi için de birer bilimsel risk ve sosyo-ekonomik değerlendirme raporu bulunuyor.http://www.tbbdm.gov.tr/home/content/announcements.aspx adresinden ulaşılabilecek raporlarda ihtiyati tedbir yönteminden ziyade hayvancılık sektörünün çıkarları ön planda tutulmuş, kopyala-yapıştır yöntemiyle 10 mısır çeşidi için çok benzer değerlendirmeler yazılmış. Ayrıca GDO’lu ürünlerin potansiyel alerjen oldukları, beklenmeyen etkilerinin bir kısmının önceden tahmin edilemeyeceği, modifikasyonların artmasına paralel olarak beklenmeyen etkilerin de arttığı, hedef dışı organizmalar üzerinde de olumsuz etkilerinin görüldüğü, bitkiden bitkiye ve bitkiden bakteriye gen geçtiği yönünde saptamalarında bulunulmasına rağmen GD mısır çeşitlerinin yem olarak tüketilmesinin uygun olduğuna sonucuna varılmış.

Komitelerin raporuna yurttaş olarak görüş bildirmek kanun gereği mümkün. Biyogüvenlik Kurulu son kararını verirken kamuoyu görüşünü de “dikkate almak” zorunda. http://www.tbbdm.gov.tr/Home/GeneComments/GeneCommentEntry.aspx adresindeki forma isim, soyisim, e-mail adresi yazdıktan ve “GEN” kısmını ayrı ayrı  (DAS1507xNK603), (NK603), (NK603 x MON810), (GA21), (MON89034), (MON89034xNK603), (Bt11xGA21 ), (59122x1507xNK603), (DAS1507x59122) ve  (MON 88017x MON 810) şeklinde doldurabilir ve sonrasında “Açıklama” kısmına konuyla ilgili görüşlerinizi yazabilirsiniz.  Görüşlerinizi bildirmek için son tarih 12 Ekim 2011.

(Barış Gençer Baykan – Yeşil Gazete)

ZMO’dan Ahmet Atalık’ın yazdığı örnek dilekçe:

GD MISIR ÇEŞİLERİ İÇİN HAZIRLANMIŞ BİLİMSEL RİSK DEĞERLENDİRME RAPORLARINA İTİRAZ ÖRNEĞİ:

Bilimsel risk değerlendirme raporlarında, GDO’lu gıda ve yemlerin hiçbir zararının bulunmadığı yönündeki araştırma sonuçlarının yanında, bunların organ hasarlarına yol açtığını gösterir bilimsel çalışmalara da aynı oranda yer verilmiştir. Ayrıca, GDO’lu ürünlerin potansiyel alerjen oldukları, beklenmeyen etkilerinin bir kısmının önceden tahmin edilemeyeceği, modifikasyonların artmasına paralel olarak beklenmeyen etkilerin de arttığı, hedef dışı organizmalar üzerinde de olumsuz etkilerinin görüldüğü, bitkiden bitkiye ve bitkiden bakteriye gen geçtiği yönünde saptamalarda da bulunulmuştur.

Raporlarda, GDO’lu ürünlerin lehte ve aleyhte değerlendirmelerinden sonra bilimsel risk değerlendirme komitelerinin tamamının hiçbir gerekçe göstermeden, kendi bilimsel yorumlarını ortaya koymadan GD mısır çeşitlerinin “yem olarak” tüketimine onay vermeleri son derece şaşırtıcıdır. Komite bu karara niçin ulaştığını belirtmemiştir. Sadece GDO’lu mısır çeşitlerinin “yem olarak tüketiminin uygun olduğu sonucuna varıldığı” belirtilmektedir. Buna karşın, aynı raporda geçen olumsuz örnekler dikkate alınarak ve ihtiyat ilkesini göz önünde bulundurarak bilimsel komiteler neden GDO’lu mısırların ithalatını reddetmemiştir?

En önemli sorum ise şudur: küresel ölçekte mısırın sadece %29’luk bölümü GDO’lu iken neden %71’i teşkil eden temiz-GDO’suz mısırın hayvan yemi olarak kullanılması düşünülmemektedir? Şayet cevabınız GDO’lu mısırın daha ucuz olduğu, hayvancılık maliyetlerini aşağı çekeceği yönünde olacak ise o zaman da şunu sormak isterim: “İnsan-hayvan-çevre sağlığı bu kadar ucuz mudur?”

Bilimsel risk değerlendirme raporlarının hazırlanmasında ithalatçı firmaca dosyada sunulan belgeler, risk değerlendirmesi yapan muhtelif kuruluşların görüşleri ve bilimsel araştırmaların sonuçlarını içeren makaleler ile farklı ülkelerde kullanım durumlarının göz önünde bulundurulduğu belirtilmektedir. Biyoteknoloji şirketleri yaptıkları lisans anlaşmalarıyla GDO’lu tohumlarının bağımsız çalışmalarda kullanılmasını engellemeye çalışmaktadır. Dolayısıyla GDO’larla ilgili raporların çok büyük çoğunluğu bu şirketlerin hazırladıkları, hazırlattıkları ya da inceledikten sonra yayımlanmasına izin verdikleri çalışmalardır. Kendilerinin bilip bizlerin öğrenmesinden korktukları şey nedir? Bilimsel risk değerlendirmesi yapan kuruluşlar da bu şirketlerin sundukları raporlar üzerinden değerlendirme yapmaktadır. Şirket bağlantılı “bilimsel raporlara” güvenilemeyeceği açıktır.

GDO’ların zararsız olduklarını bilimsel bir özgüven ile söylemek şu an için olanaksızdır. Risklerin tam olarak ortaya konamaması, onların yok olduğu anlamına gelmemektedir. Bağımsız araştırmaların engellenmesinin yanında risklerin etkilerinin ortaya konmasıyla ilgili araçların yetersizliği (ki birçoğu artık ortaya konmuş durumdadır) de bilimsel şüpheciliğin bir gereği olup ihtiyat ilkesi göz önünde mutlaka bulundurulmalıdır.

Kesinlik içermeyen, böylesine belirsizliklerle dolu raporlara dayanarak GDO’lu yemlere izin verilmesini ve bu yemlerle beslenen hayvanların ürünlerini tüketmek istemiyorum.

GD MISIR ÇEŞİTLERİ İÇİN HAZIRLANMIŞ BİLİMSEL SOSYO-EKONOMİK DEĞERLENDİRME RAPORLARINA İTİRAZ ÖRNEĞİ:

Biyogüvenlik Kanunu’na göre 11 kişiden oluşması gereken bilimsel sosyo-ekonomik değerlendirme komitelerinin, halkın görüşüne açılan GDO’lu 10 mısır çeşidi (daha önceki 3 mısır çeşidi de dahil) ile ilgili olarak hazırladıkları raporlarını sürekli 9 üye ile hazırlamaları, bu bilim insanlarından da birinin sürekli kararlara itiraz ediyor olması ilginç bir durumdur. Bu komiteler neden sürekli 2 eksikle toplanmaktadır? Sürekli karşıt görüş veren bir üyenin gerekçesinin ne olduğunun raporda belirtilmemesi ve halkın görüşüne sunulmaması önemli bir eksikliktir.

Bu raporların diğer ilginç bir yönü ise kullandıkları istatistiklerin eskiliğidir. Bilimsel risk değerlendirme raporlarında GDO’ların 2010 yılı verileri kullanılmasına karşın, bilimsel sosyo-ekonomik değerlendirme raporlarında sürekli olarak 2009 yılı verileri kullanılmaktadır. Raporlar kopyala yapıştır tarzı ile hazırlandığından bu eski veriler rapordan rapora varlıklarını sürdürmektedir. Bilimsel rapor adı verilen raporlarda sürekli eski verilerin kullanılıyor olması hoş bir durum değildir. İmla hataları da aynı şekilde rapordan rapora devam ettirilmektedir.

Bilimsel sosyo-ekonomik değerlendirme raporlarında, GDO’lu gıda ve yemlerin hiçbir zararının bulunmadığı yönündeki araştırma sonuçlarının yanında, bunların sindirim sisteminde sindirilmediği ve hücrelere kadar taşındığı, marketlerden alınan süt örneklerinde GD yemlere ait DNA’ya rastlandığı, pastörizasyon işleminin dahi transgenik DNA’nın yıkımını sağlamadığı, bu ürünlerle kullanılan herbisitlerin farelerde sağlık sorununa yol açtığı ve insanda da toksik etki gösterdiği, bu herbisitlerin hamile olan ve olmayan kadınlarla karınlarında taşıdıkları bebeklerine kadar olumsuz etkide bulunabildiği yönünde saptamalarda bulunulmuştur.

Tüm bu saptamalara karşın, bilimsel sosyo-ekonomik değerlendirme komitesinin, mısır tedarikinde meydana gelecek herhangi bir sıkıntının hayvancılık sektöründe büyük bir ekonomik krize neden olabileceği kaygısıyla GDO’lu mısır ithalatına izin verdiği görülmektedir. Bu kabul edilebilir bir durum değildir. Bilimsel bir açıklama ise hiç değildir. Karar, komitenin de vurguladığı üzere, “sektörü” rahatlatırken, biz tüketicileri yok saymış, rahatsız etmiştir.

Küresel ölçekte yetiştirilen mısırın sadece %29’luk bölümü GDO’lu iken, %71’i teşkil eden temiz-GDO’suz mısırın hayvan yemi olarak kullanılması neden düşünülmemektedir? Şayet cevabınız GDO’lu mısırın daha ucuz olduğu, hayvancılık maliyetlerini aşağı çekeceği yönünde olacak ise o zaman da şunu sormak isterim: “İnsan-hayvan-çevre sağlığı bu kadar ucuz mudur?” Gelişmiş ülkeler hayvancılığını ve girdilerini son derece desteklerken, ülkemizde destek GDO’lu mısır ithalatı ile mi sağlanmaya çalışılmaktadır? Son dört yıldır mısır destek primlerinin 4 kuruşta sabitlenmesi, ülkemizin ihtiyacının GDO’lu mısırla karşılanmasına zemin hazırlamaktadır.

Tüm bilimsel sosyo-ekonomik raporlarda kopyala yapıştır yöntemi izlenmekle birlikte özellikle bazılarında rapor içeriğinde farklı bakteriler ve farklı herbisit aktif maddeleri işlenmektedir. Örneğin Agrobacterium tumefaciens bakterisinden izole edilen ve glifosat içeren herbisite toleransı sağlayan cp4 epsps geninin aktarıldığı mısır çeşitlerine ait raporlarda, Streptomyces viridochromogenes kökenli fosfinotrisin asetiltransferaz (pat) genleri aktarılması sonucu glifosinat amonyum türevi herbisitlere toleranslı transgenik çeşitlerle yapılan çalışmaların sonuçları aktarılmaktadır. Glifosat aktif maddesine karşı hiçbir bilimsel sosyo-ekonomik değerlendirmede bulunulmazken, bol bol glifosinat amonyum herbisitine ait örnekler verilmektedir. Bu durum bir doktorun aspirin ile gripini birbirine karıştırması gibi bir olaydır. Bu fark, “bilimsel” olarak nitelenen raporlara yakışmamaktadır.

GDO’ların zararsız olduklarını bilimsel bir özgüven ile söylemek şu an için olanaksızdır. Risklerin tam olarak ortaya konamaması, onların yok olduğu anlamına gelmemektedir. Bağımsız araştırmaların engellenmesinin yanında risklerin etkilerinin ortaya konmasıyla ilgili araçların yetersizliği (ki birçoğu artık ortaya konmuş durumdadır) de bilimsel şüpheciliğin bir gereği olup ihtiyat ilkesi göz önünde mutlaka bulundurulmalıdır.

Kesinlik içermeyen belirsizliklerle dolu raporlara dayanarak GDO’lu yemlere izin verilmesini ve bu yemlerle beslenen hayvanların ürünlerini tüketmek istemiyorum.(YEŞİL GAZETE)

 

Yorumlar

yorumlar

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir