DÜNYA GÜNDEMİ || Rus ajanlara açık çek iddiası, Göçmen akımının arkasında Kaddafi mi var? , NATO'nun daralan kaynakları, Euro krizi,

İngilterede tüm gazeteler iktidardaki Muhafazakâr Partinin Manchesterdaki yıllık kongresinden çıkacak mesajlara odaklanmışken, Guardian Libyaya müdahale sürecinin nasıl geliştiğine ilişkin özel araştırmasını manşetine taşımış.

Gazeteye göre, Başbakan David Cameron, Libyaya müdahale edilmesi konusunda, kabinedeki en şahin isimlerin başında geliyordu ve askeri müdahale seçeneği için ısrarla bastırdı.

“Başbakan, kabinesi ve istihbarat servisi MI5ın şüphelerine rağmen askeri müdahale yönünde karar aldı” diyen gazeteye göre, Albay Muammer Kaddafi Mayısta İngiliz dışişlerine yolladığı mesajda, kendisinin de İngiltere Kraliçesi kadar uzun zamandır iktidarda olduğunu söyleyip; onun gibi sembolik bir lider olacağı bir çözüme istekli olduğunu bildirdi.

Ancak bu fikir taraftar bulmadı.

Guardian, kabine üyeleri ve bürokratlara dayandırdığı araştırmasında, Cameronın özellikle Bingazide Bosnanın Srebrenitsa kentinde sekiz bin Müslümanın öldürüldüğü katliam gibi bir olay yaşanmasından ve bunu engelleyemediği suçlamasına uğramaktan çekindiğini savunuyor.

Dışişleri Bakanı William Hague de Libyada başarısızlığın Arap Baharı sürecine olumsuz etkileri olacağına inanıyor. Hague “Bingazi düşseydi Mısır ve Tunustaki devrimler açısından geri adım atılmış olurdu. Bu bir diktatörün karşı koyarak yönetime dönebileceğini gösterirdi; Beşar Esad şimdi kendisini daha güçlü konumda görür ve muhtemelen Kaddafi rejiminden yardım alıyor olurdu” diyor.

Müdahale kararından sonra ise İngiliz savunma bakanlığının o dönemdeki en önemli stratejik hedefleri Kaddafinin hava savunmasını yıkmak ve Türkiyenin itirazlarını aşarak operasyonu NATO komutası altında yürütmek olarak ifade ediliyor.

Göçmen akınının arkasında Kaddafi mi vardı?

Times gazetesi, Kaddafiye karşı isyanın başlarında İtalyaya yönelen göçmen akınının gerisinde Libya liderinin olduğu iddialarına yer veriyor. Buna göre Kaddafi, göçmenleri toplayıp teknelere bindirerek Avrupaya karşı göç silahını kullanmaya çalışıyordu.

“Libyalı isyancıların yeni hükümeti, Kaddafinin isyancıları destekleyen NATO ülkelerine karşı Avrupanın güneyinde bir göçmen işgali yaratmaya çalıştığı iddialarını araştıracak.

“Libyalı liman yetkilisi Abdül Bost, NATO uçuşa yasak bölge ilan edince, Kaddafinin polisi yabancı işçileri sokaktan toplayıp otobüslere bindirdi; onları bir tekneye koyup Avrupaya yolladı diyor. Aşırı yüklü tekne limanın ağzında batınca, 200 kadar göçmen işçiye ait olduğu öne sürülen cesetler ancak teknenin gövdesinde delikler açılarak çıkarılabilmiş. Uluslararası Göç Örgütü yetkilileri de olayla ilgili birbirine tutarlı açıklamalar olduğunu söylüyor. Timesın ulaştığı bilgilere göre Libyalı yetkililer en az bir başka vaka hakkında daha soruşturma yürütüyor. Kızılhaç da kendilerinden batan bir başka teknedeki 22 siyah Afrikalının kimliğinin belirlenmesi için yardım istendiğini bildirdi.

2010 yılında İtalya ve Libya arasındaki anlaşmalar sonrası hiç göçmen geçişi yaşanmadığını kaydeden Times, Şubat ayından sonra ise 20 bin göçmenin İtalyanın Lampedusa Adasına çıktığını hatırlatıyor.

NATOnun daralan kaynakları

Financial Timesta yer alan James Blitz imzalı yorumda, NATO savunma bakanlarının Çarşamba günü Libya operasyonunun sonuna yaklaşmanın rahatlığı ile bir araya geleceği belirtiliyor; ancak “Libya zaferi daha derinlerdeki sorunları gizliyor” deniliyor.

“İttifak genelindeki savunma harcamaları küresel ekonomik kriz nedeniyle azalıyor. Dahası Çinin iddialı yükselişi ve ülkesindeki bütçe sıkıntıları dolayısıyla Amerika Birleşik Devletleri güvenlik odağını Avrupadan uzaklaştırıyor. Tam da Avrupalılar savunma kapasitelerinde ABDnin yardımı olmadan kendilerine ya da arka bahçelerine bakamayacak duruma gelecek kadar kesintiye gitmişken…

“Libyadaki çatışmalar da bunu gösterdi. NATOda işbirliğinin geleceği parlak değil. Manşetler Avrupa ekonomisinin geleceğinden şüpheli. Ama Avrupanın kendisini savunma becerisi konusunda da ciddi kaygılar olmalı.”

Euro krizi

Yunanistanın ekonomisi üzerindeki baskıyı gidermek üzere attığı adımlarFinancial Timesın manşetinde yer alıyor. Gazete, kabinenin dün aldığı yeni ve büyük kesinti kararlarını bugün parlamentodan geçirmeye çalışacağını; böylece Maliye bakanının Lüksemburgdaki Avrupa maliye bakanları toplantısına eli boş gitmemesinin sağlanmaya çalışıldığını kaydediyor.

Gazetenin editörlerinden Wolfgang Munchau, krizde artık herkesin çaresizlikten olur olmaz fikirler ortaya attığı bir noktaya gelindiğini savunuyor; buna kurtarma fonunu bir tür sigorta şirketi ya da Teminatlı Borç Senedi (CDO) haline getirme önerilerini örnek gösteriyor ve bunların sonuçsuz kalacağını savunuyor:

“Avrupa yasaları ve hâkim olan siyasi tercihler, euro bölgesinin varlığını sürdürmesi fikri ile bağdaşmıyor. Bir taraftan feragat edilmesi gerekecek. Krizin çözümü teminatlı borç senedi değil. Bu iyice çaresizliğe kapılmış birilerinin son hilesi. Euro bölgesi kuyruğunu son kez titretmek üzere…”

New Yorkta, Amerikan finans dünyasının kalbi Wall Street aleyhindeki protesto gösterileri tüm gazetelerde yer buluyor. Guardian son eylemlerde 700 kişinin gözaltına alındığına dikkat çekiyor ve şöyle devam ediyor:

“İki haftada yaklaşık bin kişi gözaltına alındı; bu 2008de dünyayı krize sürükleyen finansçıların sayısından daha fazla. Salman Rüşdinin tweeter iletisinde söylediği gibi, “Dünya ekonomisini yıkanlar bu açgözlü simsarlar, ama hapse atılanlar protestocular”.

Guardian polisin aşırı güç kullandığı eleştirilerine dikkat çekerken,Independent ise gözaltıların ve internette hızla yayılan görüntülerin eylemciler için reklam olduğuna, eyleme katılımın artacağına inanıyor.

McGuinness: Sivillerin ölümü cinayet

Independent bugün İrlanda Cumhurbaşkanlığına aday olan Martin McGuinness ile yaptığı mülakatı yayınlıyor. McGuinness Kuzey İrlandanın İngiltere tarafından yönetilmesine karşı olan ve İrlanda Cumhuriyetçi Ordusu IRAnın siyasi kanadı olarak görülen Sinn Fein hareketinin ön saflarındaydı.

Ancak bu mülakatında, IRAnın masum insanları öldürmesinin cinayet olarak nitelenebileceğini söyledi… Independent bunu önemli bir söylem değişikliği olarak niteliyor;

“McGuinnessin sözleri şimdiye dek IRAnın neden olduğu ölümlerin cinayet olarak nitelenebileceğini hiç teslim etmemiş olan IRA ve Sinn Fein liderlerinin tavrından önemli bir sapmayı simgeliyor. Cumhuriyetçilerin tavrı ise ölümlerin meşru bir silahlı mücadele kapsamında meydana geldiği idi. Buna karşılık McGuinness İngiliz askerlerin öldürülmesini yanlış olarak nitelemeye yanaşmadı.”

Independent, yedi adayın girdiği İrlanda başkanlık seçimlerinde McGuinnessin 3. sırada görüldüğünü kaydediyor. Partisi Sinn Feinin kendisini, mali kriz nedeniyle iktidar partisi Fianna Fail sarsılınca oluşan boşluktan yararlanmak üzere aday gösterdiğini vurguluyor.

Rus ajanlara açık çek iddiası

Daily Telegraph Rus istihbarat servisi FSBnin ajanlarına, devletin düşmanı olarak görülen kişilerin dünyanın her neresindeyseler tasfiyesi için talimat verildiğini öne sürüyor.

Gazete eline geçen 2003 tarihli bir belgede bu amaçla özel timler kurulması için hazırlıklar yapılmasının öngörüldüğünü belirtiyor; dönemin lideri Vladimir Putinin 2006da FSBye “terörist” olarak görülen kişileri yurtdışında öldürme yetkisi verdiğini kaydediyor.

Eski ajan ve rejim muhalifi Aleksandr Litvinenkonun 2007de Londrada öldürüldüğünü hatırlatan Daily Telegraph şöyle devam ediyor:

“Ruslar Çeçenlere karşı Dubai, Katar ve Viyanada tartışma yaratan suikastler düzenledi. Bunların sonuncusu geçen hafta İstanbuldaydı ve bir Çeçen liderle iki koruması vuruldu.”

Bu haberde olası hedefler arasında görülen işadamı Boris Berezovksi, bugün Rusyanın bir diğer ünlü işadamı ile kozlarını İngiliz Yüksek Mahkemesinde paylaşacak. Times satırlarında şu ifadeler ver alıyor:

“65 yaşındaki Berezovski bir zamanlar arkadaşı olan ve himaye ettiği Abromoviçi, kendisinin Kremlin yönetimiyle arası açılınca elindeki hisseleri sindirme ve yıldırma yoluyla ederinden ucuza satın almakla suçluyor. 1990lara dayanan iddialar Sibneft adlı enerji devindeki ortaklıklarına dayanıyor. Berezovski, Rusyadan kaçmasından sonra Abaromoviçin kendisini şirketteki yüzde 21,5 hissesini satmaya zorladığını öne sürüyor. Abromoviç ise tüm suçlamaları reddediyor..”

Pakistan-Afganistan gerilimi

Financial Times, Afganistan lideri Hamid Karzainin komşusu Pakistana yönelik söylemini sertleştirdiğini, Pakistanda üslenen Taliban liderlerinin kendileri ile müzakereye girecek kadar bağımsız olmadığını söyleyerek İslamabada yüklendiğini kaydediyor.

Taliban ile görüşmeleri yürüten Burhaneddin Rabbaninin öldürülmesinin ise, Pakistanın Hindistan ile soğuk savaşı sürdürmek için isyancıları desteklemeyi sürdüreceği fikrine güç kazandırdığı belirtiliyor.

Daily Telegraph da başyazısında benzer bir noktaya dikkat çekmiş;

“Karzai savaşa siyasi çözümün Pakistanın elinde olduğunu söyleyerek görüşmeler konusunda pes etti. Şüphesiz haklı. Ancak İslamabaddan bakınca durum Washington ya da Kabildekinden çok farklı görünüyor. NATO kuvvetlerinin çekilmesi için verilen 2014 tarihi sonrasında, Karzai yönetiminin zaafının farkında olan Pakistan yönetimi, ister Kettada ister Kuzey Veziristanda Karzainin muhaliflerine sığınma olanağı vererek kendisini sağlama alıyor. Bu manevranın gerisinde Hindistan korkusu var. Barışın anahtarı Hindistanda ama Keşmir sorunu daima olduğu gibi çetrefil. NATOyu bekleyen büyük olasılıkla elindekilerle yetinmek durumunda kalmak olacak…”

Timesın Olimpiyat madalyası öngörüleri

Londrada düzenlenecek 2012 Olimpiyatlarına bir yıldan az süre kala Times, her ay yenilenen bir sanal madalya dağılımı yapıyor. Gazetenin çeşitli spor dallarında yarışması beklenen atletlerin şu anki performansını istatistikî olarak karşılaştırarak yürüttüğü araştırma sonucuna göre Olimpiyatlardan en çok madalyayla ayrılacak ülke Çin (92 madalya).

Çini ABD (88) ve Rusya (82) izlerken, gazete Türkiye için de 4 altın, 6 gümüş ve 2 bronz olmak üzere 12 madalya öngörüyor. Türkiye Pekin Olimpiyat oyunlarından 1i altın 8 madalyayla ayrılmıştı.

Yağlı gıdaya vergi

Guardian Danimarkada yürürlüğe giren yağ vergisine ilk sayfasında yer ayırıyor:

“Tereyağı ve jambonuyla ünlü Danimarka için karar mideye inen bir yumruk gibi. Bugünden itibaren Danimarkalılar yüzde 2,3ün üzerinde doymuş yağ içeren tüm gıdalar için ek vergi ödeyecek. Sütten sıvı yağa, etten pizza gibi hazır gıdalara, her şey bu vergiye tabi. Edinilecek gelir ise obeziteyle mücadele önlemlerine aktarılacak.”

Guardian Macaristanın yüksek şeker, tuz ve karbonhidrat içeren gıdalara karşı benzer bir uygulamaya gittiğini, son derece zararlı bulunan transyağların ise Danimarka, Avusturya ve İsviçrede yasaklandığını; Finlandiya ve Romanyanın da yağa vergi planlarını incelediğini kaydediyor.

Avrupada obezite sorununun en yaygın olduğu İngilterede de bu yola gidilmesi çağrıları yapılıyor. Gazeteye göre Avrupada obezite ortalaması yüzde 15 iken, Danimarkada oran yüzde 10un altında. İngilterede ise halkın yüzde 24,5i obez. BBC

Yorumlar

yorumlar

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir