VOA- Amerikan Basınından Özetler

Libya’daki gelişmeler Amerikan basınında geniş yer bulmaya devam ediyor. New York Times, Muammer Kaddafi’nin Pan Am uçağının bombalanması olayı dahil şimdiye kadar  işlediği hiçbir suç için cezalandırılmayan bir eşkıya ve katil olduğunu belirtiyor. Gazete, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin aldığı kararın yakın tarihin en önemli gelişmelerinden biri olduğunu öne sürüyor ve bunun, Kaddafi’nin binlerce masumu katletmesinin önüne geçmek için belki de tek umut olduğunu yazıyor. Gazete, operasyonda Amerika’nın oynadığı rolü şöyle değerlendiriyor:

‘Bizi kaygılandıran pek çok gelişme var. Başkan Obama uluslararası hukuku gündeme getirmenin sorumluluk ve maliyetinin ancak başka ülkelerle paylaşılması durumunda Amerikan güçlerini harekete geçireceği şartını koşarak doğru bir adım attı. Zaten iki savaş birden veren Amerika’nın bir başka Müslüman ülkeye tek taraflı olarak müdahale etmesi düşünülemezdi. Çok uluslu destek olsa bile bu çatışmaların yükünün büyük çoğunluğunu Amerika omuzlamamalı. Ancak müttefikler arasında uyuşmazlık var. Operasyonun liderliğini Fransa ve İngiltere yapıyor gibi görünüyor ancak Libya’nın hava güçlerini bertaraf etme işini Amerika görüyor. Komutanın değişeceği söyleniyor ancak NATO, Fransa ya da İngiltere’nin mi komutayı üstleneceği henüz netlik kazanmış değil. Kalıcı komuta derhal oluşturulmalıdır.  Başkan Obama, Kaddafi’nin artık gitmesi gerektiğini, askeri müdahalenin amacının sadece sivilleri korumak olduğunu ve Amerikan askerlerinin ülkeye girmeyeceğini söylemişti. Umarız Obama verdiği bu sözlere bağlı kalır. Önümüzde yanıt bekleyen çok büyük sorular var. Asilerin Kaddafi’yi saf dışı bırakmayı başaramaması durumunda Amerika ve müttefikleri ne yapacak? Askeri müdahalenin ne zaman yapılması gerektiğine dair kusursuz bir formül yok. Bahreyn ve Yemen için askeri müdahale sözkonusu olmamalı. Libya’ysa özel bir vaka. Teröre destek verme siciline sahip, sapkın ve kimse tarafından sevilmeyen Kaddafi’nin eğer muhalifleri ezmesine izin verilirse Arap dünyasındaki demokrasi hareketi donup kalır.’

Washington Post yazarlarından Anne Applebaum ise yazısında Başkan Obama’nın Libya’ya müdahale konusunda neden uzun süre sessiz kaldığını bilmediğini, bunun belki Obama’nın kararsız kalmasından, belki de halihazırda iki savaşın yetip de arttığını düşünmesinden kaynaklandığını, ancak Libya’nın Cumartesi günü bombalanmaya başladığı sırada sessizliğinin aniden Obama’nın en önemli taktiksel kozu haline geldiğini söylüyor. Applebaum şöyle devam ediyor:

‘Bana inanmıyorsanız tam tersini düşünün. Farzedin ki Obama son birkaç haftayı Kaddafi’yi lanetlemekle, Hitler’le kıyaslamakla, Libya’daki rejimin özgür dünyaya nasıl kötülüğü dokunduğundan, Libya’ya demokrasi gerektiğinden bahsetmekle geçirdi. Obama bunları yapsaydı şimdi Kaddafi’nin Bingazi’ye girmesini önlemeye çalışan Avrupalı müttefiklerin sayısı azalırdı. Fransız ve İspanyollar Amerika’nın saldırgan tavrının arkasında durmazdı. Arap Birliği uçuş yasağı uygulamasını desteklemezdi. Eğer Libya için demokrasi çağrısında bulunsaydık demokrasi gelene kadar Libya’da kalmak zorunda kalırdık. Eğer Obama son üç haftadır bundan başka hiçbir şey konuşmasaydı tüm başkanlığını tehlikeye atmış olurdu. Eğer şanslıysak Kaddafi’nin güçleri birkaç günlük hava bombardımanı sonucunda dağılır. Hava saldırıları Kaddafi’yi devirmeye yetmezse ne olur peki? Karaya Amerikan askeri çıkarmayacağımıza söz verdik. Libya’ya sivilleri korumak için müdahale ettiğimizi söyledik. Ancak Kaddafi kendi kontrolündeki bölgelerde katliama başlarsa bu sözü tutmak çok zor olacak. Başkan hiçbir zaman tutamayacağı sözler vermemeli. Kimileri Obama’yı bu kritik zamanda Güney Amerika gezisine çıkmakla eleştirdi. Bu kişiler yanlış düşünüyor. Obama sessizliğini korumalı, gezisine devam etmeli, beklentileri düşük tutmalı ve Amerika’nın Libya’ya girip, demokrasi vaadi verip savaşı kazanmasını bekleyenleri heveslendirmemelidir.’

Christian Science Monitor ise en büyük demokrasi sınavının El Kaide’ye karşı Yemen de verileceğini savunuyor. ‘Demokrasi, Müslüman ülkelerde El Kaide’ye karşı kullanılacak en büyük koz mudur?’ sorusunu soran gazete yanıtı şöyle veriyor:

‘Amerika’nın, Irak’ın işgalinden bu yana sorduğu bu sorunun yanıtı en sonunda Arap dünyasının en yoksul ülkesi olan Yemen’de verilebilir. Yemen’de Devlet Başkanı Ali Abdullah Salih hızla kan kaybediyor. Binlerce Yemenli genç 21 Şubat’tan beri barışçı protestolarını sürdürüyor. Geçen hafta güvenlik güçlerinin elli protestocuyu öldürmesiyse Salih’e büyük darbe indirdi. İslami militanlarla mücadele etmesinden ötürü Salih’e yardım eden Amerika bu yardımı sona erdirebilir. Yemen’de El Kaide’nin Amerika için en büyük tehdit unsuru olan kolu barınıyor. Eğer Yemen’deki gençlik hareketi demokrasiyle son bulursa, bu, El Kaide’ye indirilen büyük bir darbe olur. Ancak Yemen’de demokrasiye giden yol çok zorlu görünüyor. Ülkenin 23 milyonluk nüfusunun üçte ikisi 25 yaşın altında. Eğitimli gençler iş bulamıyor. Ülkenin su ve petrol kaynakları tükeniyor. Ancak yine de gençler barışçı protestolara dayanan özgürlük idealleriyle kendilerini yeniden tanımladı. Bu, teröre karşı en güçlü savunma olabilir. Amerika, demokrasiyi ve ekonomiyi güçlendirmek için yardımlarını Yemen’e aktarmalıdır.’

Yorumlar

yorumlar

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir