Britanya -BBC Turkce Basın Özeti

İngiltere basını Libyaya yönelik harekatın geleceğine ilişkin iki temel sorunun yanıtını arıyor bugün.

Birincisi, Amerika Birleşik Devletleri liderliğinde başlayan harekatın komutasını kimin devralacağı. İkincisi ise Muammer Kaddafinin öldürülmesinin ya da devrilmesinin harekatın hedeflerinden olup olmadığı.

Guardian gazetesi komuta konusunda ciddi bir sorun ve fikir ayrılığı yaşandığını aktarıyor. Washingtonın harekatın liderliğini birkaç gün içinde devretmek istediğini, ilk seçeneğin İngiltere ya da Fransa, ikincisinin ise NATO olduğunu belirtiyor.

Ancak gazeteye göre İngiltere ile Fransa liderlik için rekabet halinde. NATO seçeneğine ise Türkiye karşı çıkıyor. Haberde Washingtonın görevi NATOya devretmeyi tercih ettiği, zira bu durumda harekatın başında yine Amerikalı bir komutanın olacağı hatırlatılmış.

Libyayı vuran koalisyonda yaşanan ikinci çatlak ise harekatın hedefleri konusunda.

Guardian Amerika Birleşik Devletleri ve İngilterede, Kaddafinin hedef olup olmadığı, Birleşmiş Milletler kararının buna izin verip vermediği konusunda hükümet ile askerler arasında fikir ayrılığı yaşandığını aktarıyor.

Buna göre İngiltere Başbakanı David Cameron Kaddafinin meşru bir hedef olduğunu ima ederken, Genelkurmay Başkanı Sir David Richards buna şiddetle karşı çıkıyor. Gazete benzer bir fikir ayrılığının Başkan Barack Obama ile Savunma Bakanlığı arasında görüldüğünü belirtiyor.

“Libya özgürlüğünü kendi kazanmalı”

Konu Financial Timesın da gündeminde. Gazete başyazısında Kaddafinin hedef alınmasına ya da harekatın Libya liderini devirme çabasına dönüşmesine şiddetle karşı çıkıyor. “Libya özgürlüğünü kendi kazanmalı” başlıklı yazıda şu satırlar öne çıkıyor:

“Koalisyon, Birleşmiş Milletlerin kendisine tanıdığı yetkinin sınırlarını unutmamalı. Hedef Kaddafinin halkına zarar vermesini önlemek. Baskıcı rejimini değiştirmeye çalışmak değil. Bu görevin sınırlarını rejim değişikliğini de içerecek şekilde genişletmek çekici gelebilir ve bu, Kaddafinin devrilmesinin, harekatı kısa sürede sonlandırmanın en iyi yolu olduğu savıyla desteklenebilir. Bu görüşe göre, Libya halkı o aşamadan sonra özgürlüğe yürüyüşünü rahatça sürdürürken, koalisyon güçleri de evlerine döner.”

“Ancak ne kadar çekici gelse de bu fikirden uzak durulmalıdır. Zira koalisyonun en değerli silahı, Birleşmiş Milletlerden aldığı yetkinin yanı sıra Arap Birliğinden aldığı destektir. Bu destek neticesinde uçuşa yasak bölge uygulamasına Arap ülkelerinin de doğrudan dahil olması, mümkün olduğu kadar şiddetle tercih edilecek bir durumdur. Böylece Kaddafi, harekatı Müslümanlara yönelik emperyalist bir saldırı olarak gösterme şansını da kaybeder. Ancak Batılı güçler Kaddafiyi devirme peşine düşerse Arapların bu desteği hayata geçemez.”

Tunus ve Mısırdan sonra Yemen mi?

Yemeni 32 yıldır yöneten Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih, yaklaşık bir aydır devam eden protestolara rağmen koltuğunu bırakmamakta kararlı. Cuma günü şiddetlenen ve yaklaşık 50 kişinin ölümüyle sonuçlanan protesto gösterileri ve dün üst düzey komutanların protestocuların tarafına geçmesi de kararlılığını kıramamış görünüyor.

Ancak Independent gazetesinin deneyimli Orta Doğu muhabiri Patrick Cockburne göre Yemen, Tunus ve Mısırın ardından rejim değişikliğine sahne olacak üçüncü ülke olma yolunda. Yazıda dikkat çeken satırlar şöyle:

“Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salihin, Şubat ayının ilk günlerinde protesto gösterileri başladığından bu yana yaptığı hatalar, Hüsnü Mübarekinkilere çok benziyor. Değişim vaadetti ve tekrar aday olmayacağını açıkladı. Ancak görevi derhal bırakmayı reddetti. Rejim, muhaliflerini tehdit etme başladı ve ölümlerin sorumluluğunu genç protestoculara yüklemeye uğraştı. Yerli ve yabancı basını kontrol etmeye çalıştı. Son halka, Cuma günü halkın üzerine ateş açılmasıydı. Bu da Salihin gidişinin muhtemelen çok uzun sürmeyeceğini kanıtlamış oldu.”

Independent muhabiri Patrick Cockburn Ali Abdullah Salihin devrilmesinden sonra neler olabileceğini de analiz ediyor. Mısırda olduğu gibi yönetimin muhtemelen askeri bir konseye devredileceğini ve ülkeyi seçime askerlerin taşıyacağını tahmin eden Cockburn şu uyarıda bulunuyor:

“Bundan sonra şiddetin patlak vermesi olası. Çünkü 24 milyonluk ülkede 60 milyon silah var. Devlet otoritesi zayıf ve nüfusun en az beşte biri kendini vatandaştan önce bir aşiretin üyesi olarak tanımlıyor. Ali Abdullah Salihin kalıcı hale getirdiği bir sistem bu. Aşiretlerin devletten daha güçlü olmasını sağladı ve kamudaki görevleri siyasi bağlılık esasına göre dağatarak ülkeyi yönetti. Üstelik Tunus ve Mısıra kıyasla orta sınıf daha küçük ve üniversite mezunlarının sayısı son derece düşük.”

Suriye Libyaya benzeyebilir

Suriyenin güneyindeki Darada, yolsuzlukla mücadele ve siyasi haklar talebiyle 4 gündür devam eden protesto gösterilerine güvenlik güçlerinin müdahalesi sonucu 6 kişi öldü. Bunlardan biri 11 yaşında bir çocuktu.

Rejimin Batı karşıtı tutumunun, Suriyeyi Arap coğrafyasındaki halk hareketleri dalgasından koruyacağı savı sık dile getiriliyor. Ancak Guardianın eski Orta Doğu muhabiri David Hirste göre, bunun artık doğru olmadığı anlaşılıyor. Yazıda dikkat çeken satırlar şöyle:

“Beşar Esadın oynadığı vatanseverlik kartı, Suriye halkının çok azını ilgilendiriyor. Bu sadece, asıl meseleleri örtmeye yarıyor ve bu meseleler, başka ülkelerdeki Arapları harekete geçirenlerle aynı. Beşar Esad kişi olarak daha popüler olabilir. Ancak aile üyelerinin başında bulunduğu baskı aygıtı, Mısırda Mübarekinkinden de, Tunusta Bin Alininkinden de daha acımasız. Ayrıca Esad ailesi en az Mübarekler kadar yolsuzluğa bulaşmış durumda.”

“Suriyede bir ayaklanma olacaksa, muhtemelen Libyadakine benzeyecek. Suriye polisi ve ordusu, Mısır ve Tunusta görüldüğü gibi siyasi liderliği yalnız bırakmaz.”

Yorumlar

yorumlar

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.