18 Mart Amerikan Basınından Özetler

Christian Science Monitor’dan John Hughes, Arap dünyasını kasıp kavuran özgürlük rüzgarlarının İran ya da Çin’e de erişip erişmeyeceğini sorguluyor. Hughes, şöyle diyor:

‘Ortadoğu’da etkili olan demokrasi hareketi sadece Arap dünyasına ait bir olgu mu, yoksa hareketin etkileri Arap ülkelerinin dışına da taşabilir mi? Bu olasılık, Amerika’yı en çok etkileyecek iki ülkede büyük kaygı yaratıyor. Bunlardan biri nükleer tehdit kaynağı İran, diğeri de giderek büyüyen ekonomisi ve ordusuyla Çin. Her iki ülke de baskıcı rejimlerini koruyabilmek için savunmaya geçmiş durumda. Çin Hükümeti Ortadoğu’daki karışıklıklara ilişkin haberlerin yayılmasını engellemek için İnternet’e sansür uyguluyor. Güvenlik güçleri protesto gösterileri düzenleyenleri tutukluyor, protestocuların sokaklarda toplanmasını engelliyor. Çinli ve yabancı gazetecilere yasak bölgelere girip haber yapmamaları uyarılarında bulunuluyor. Ancak Arap dünyasındaki demokrasi tsunamisinden tedirgin olan Çin hükümeti halkı yatıştırmak için ekonomik reformlara başvuruyor. Sadece kırsal kesimlerde yaşayan çiftçilere değil, hayat standartlarından şikayetçi orta sınıfa da daha iyi bir yaşam vaadi veriliyor. İran’da da hükümet protestoculara şiddetle yanıt veriyor. Maşhad, Şiraz, Kermanşah, İsfahan ve Tahran’da güvenlik güçlerinin protestocuları dağıtmak için biber gazı, gözyaşartıcı gaz ve cop kullandığına dair haberler alınıyor. Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle tüm dünya çağımızın en büyük demokratikleşme hareketlerine sahne olmuş, 1990’lı yıllarda dünya nüfusunun yarısından fazlası öyle ya da böyle bir demokratik rejim altında yaşar hale gelmişti. Ancak son yıllarda demokrasi arayışında küresel çapta gerileme gözleniyor. Acaba Arap dünyasında etkili olan değişim çağrısının diğer diktatörlükleri de etki altına alacağını düşünebilir miyiz?’

Washington Post ise gazetenin Tokyo eski muhabirlerinden olan, Brookings Enstitüsü’ne bağlı araştırmacı Paul Blustein’ın Japonya’daki nükleer tehdidin abartıldığına dair bir yazısına yer veriyor. Japon eşi ve ailesiyle birlikte Japonya’da yaşayan Blustein, ülkeden ayrılmayı düşünmediklerini belirtiyor ve bunun nedenlerini şöyle sıralıyor:

‘Hiçbir yere gitmiyoruz. Zaten nükleer tehdit bölgesinin dışında yaşıyoruz. Artçı şoklar, elektrik kesintileri, uzun benzin kuyrukları da geçecek. Kaygılanmamız gereken bir konu varsa o da Japonya’nın güvensiz ve tehlikeli bir ülke olduğuna dair genel bir kanının oluşması ve önyargıların getireceği ekonomik ve psikolojik zararlardır. Örneğin Japonya son yıllarda kendisini bir turizm ülkesi olarak tanıtmaya çalışıyordu. Acaba radyasyona maruz kalma korkusuyla kaç milyon kişi Kyoto’daki muhteşem tapınaklardan uzak durmaya çalışacak? Ülkenin küreselleşmeye daha iyi ayak uydurabilmesi için yurtdışına eğitim ve iş amacıyla giden Japonların sayısının arttırılması gerekiyor. Peki yurtdışına giden Japonlara gama ışını yayan ucubeler gözüyle bakılacak mı? Geçmişte nükleer kazaların meydana geldiği bölgelerde yaşayanların dışlandığını ve bu kişilerde psikolojik sorunlara rastlandığını biliyoruz. İyi araştırıldığı zaman 125 milyonluk Japonya’nın bu nükleer tehditten etkilenme riskinin düşük olduğunu görüyoruz. Hiroşima ve Nagazaki’den kurtulanlarda görülen kanser vakalarının genel nüfusta rastlanan vakalardan çok da fazla olmadığı biliniyor. Eğer Japonya’ya radyasyon tehlikesi nedeniyle önyargılı bakmaya başlarsak tabiat ananın getirdiği felaketin etkilerini daha da derinleştirmiş oluruz. Japonya birkaç ay içinde kendini toparlayacak. Trenler yine zamanında hareket edecek, gıdalar bollaşacak. Yabancılar da Japonya’nın ne kadar güvenli bir ülke olduğunu anlayacak.’

Los Angeles Times
ise Başkan Obama’nın ilk Güney Amerika ziyaretini ele alıyor. Gazete, özellikle Venezuela’da Amerikan karşıtı hislerin giderek yoğunlaştığı bir dönemde istikrarlı müttefik Kolombiya’nın ihmal edilmemesi gerektiğini savunuyor ve şöyle diyor:

‘Başkan Obama’nın bu hafta başlayacak olan Güney Amerika gezisi bölge ülkeleriyle olan ilişkilerin güçlendirilmesini hedefliyor. Ancak dost ülke Kolombiya ne yazık ki Obama’nın gündeminin dışında tutulmuş. Beyaz Saray’dan yapılan açıklamaya göre Başkan Obama, Kolombiya’yı gelecek yıl, Devlet Başkanı Juan Manuel Santos’un Amerika Kıtası Zirvesi’ne ev sahipliği yapacağı sırada ziyaret edecek. Ancak bu açıklama tüm gerçekleri anlatmıyor. Amerikan Kongresi’nin iki ülke arasındaki serbest ticaret anlaşmasını onaylamamış olması ilişkilere zarar veriyor. Anlaşma derhal onaylanmalı. Anlaşmayı onaylamayı reddedenler Kolombiya’nın kötü insan hakları sicilini gerekçe gösteriyordu, ancak ülke bu konuda ilerleme kaydetti. Özellikle Venezuela’nın Amerika’ya karşı beslediği olumsuz hislerin giderek arttığı bir dönemde kilit önem taşıyan bir müttefik daha fazla ihmal edilmemeli.’

Yorumlar

yorumlar

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir