17 Mart Amerikan Basınından Özetler

Boston Globe, Suudi Arabistan’ın Bahreyn’e bin asker göndererek duruma müdahale etmesinin bölgedeki durumu daha da karıştıracağını öne sürüyor. Suudi Arabistan’ın bu adımının tehlikeli ve abartılı bir tepki olduğunu bildiren gazete, esas niyetin Bahreyn’de ayaklanan Şiileri susturmak olduğunu, Şiilerin elde edeceği başarıların Suudi Arabistan’daki Şiilerin de ayaklanmasına yol açmasından korkulduğunu yazıyor. Bahreyn’de Şiilerin elde edeceği kazanımların İran’ın etkinliğini de arttırabileceğini bildiren gazete şöyle diyor:

‘Bahreyn’deki protestolar şimdilik bölgesel güç çekişmelerine değil insan hakları sorunlarına odaklamış durumda. Şii protestocular Sünnilerin güttüğü ayrımcı politikaların sona erdirilmesini talep ediyor. El Halife ailesi yabancı askerlerin ülkedeki duruma müdahale etmesine izin vermesi yerine Dışişleri Bakanı Robert Gates’in ciddi siyasi reformların derhal yapılmasına ilişkin tavsiyesini göz önünde bulundurması gerekirdi. Bahreyn’de minik adımlar atmak yeterli değil. Ülkede yabancı askerlerin varlığı protestocuları öfkelendirmekle kalmayacak, aynı zamanda siyasi uzlaşıyı da zora sokacak. Protestocular bu durumda Tahran’dan yardım isteyebilir. İran şimdilik bölgedeki Arap ülkelerinde meydana gelen olaylara karışmama konusunda dikkatli davranıyor. Ancak Suudilerin İran’ın etkisini arttırabileceğine dair kaygıları Suudi askerlerinin Bahreyn’e girmesiyle gerçeğe dönüşebilir. Gates’in tavsiyelerine rağmen Bahreyn’in Amerika’nın değil Suudilerin tarafında yer alması Amerika açısından olumsuz bir gelişme. Başkan Obama, El Halife ailesine, protestolara şiddetle değil reformlarla karşılık verilmesi gerektiği konusunda baskı yapmalı.’

Christian Science Monitor, Washington’daki Cato Enstitüsü’nden dış siyaset uzmanı Leon T. Hadar’ın bir yazısına yer veriyor. Hadar, yazısında, Libya’nın Amerika’nın değil Avrupa’nın sorunu olması gerektiğini öne sürüyor. Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy’nin Doğu Akdeniz ve Kuzey Afrika’da istikrar ve refah sağlamak ve göçmenlik, enerji ve güvenlik konularını ele almak için Akdeniz Birliği’nin kurulmasına ön ayak olduğunu hatırlatan uzman, Kuzey Afrika’daki sorunların çözümünde liderliği artık Avrupa’nın yapması gerektiğini savunuyor ve şöyle diyor:

‘İAvrupalıların Kuzey Afrika ve Akdeniz ülkelerindeki gelişmelere seyirci kalma ve Ortadoğu sorunlarının çözümünü hep Amerika’dan bekleme alışkanlığının zamanı çoktan geçti. Tunus’taki ayaklanmalardan sonra 7 bin Kuzey Afrikalı İtalya’nın Lampedusa Adası’na kaçtı. İtalya’nın kullandığı doğalgazın onda birini, petrolünse üçte birini sağlayan Libya’da halen sürmekte olan karışıklıklar ülkenin enerji arzını tehlikeye sokuyor. İtalya Dışişleri Bakanı 300 bin Kuzey Afrikalı mültecinin İtalya’ya gelmesi olasılığı olduğunu söyledi. Tüm bu tehditlere rağmen Avrupa’nın tepkisi ve aldığı önlemler son derece cılız. Amerika, rekor bütçe açığı ve ordusunun kaynak ve imkanlarının zorlandığı bir dönemde daha fazla sorumluluk almamalı. Ortadoğu’ya sürekli olarak odaklanmak ayrıca önümüzdeki on yıllarda Amerika’yı, Çin ve Hindistan gibi ekonomi devlerine karşı rekabet etmekten, Güneydoğu Asya ülkelerindeki gelişmelerle ilgilenmekten alıkoyuyor. Amerika’nın küresel arenada rekabetçilik becerilerini geliştirmesi, Asya ve Büyük Okyanus ülkelerindeki pazarlara erişimine bağlı. Amerika’nın bu bölgelerde karşı karşıya kaldığı zorluklar Ortadoğu’dakilerden daha büyük. Avrupa şimdiye kadar Amerika’nın Ortadoğu’da ortaya koyduğu liderlikten, kendisi hemen hemen hiç askeri ya da mali kaynak seferber etmeden, bedava yararlandı. Amerikan ekonomisi borç batağına saplanmışken Avrupalılar düşük savunma bütçelerinin getirdiği avantajların keyfini sürüyor. Kuzey Afrika ve Ortadoğu’daki karışıklıklar Amerika’nın değil, Avrupa’nın halletmesi gereken sorunlar olmalı.’

Washington Post ise Japonya’da depremden sonra meydana gelen nükleer krize rağmen nükleer enerji seçeneklerini bir kalemde silmek için acele edilmemesi gerektiğini savunuyor. Gazete şöyle diyor:

‘Japonya’daki nükleer kriz, Amerika’da da nükleer enerjinin güvenilir olup olmadığı konusunda büyük tartışmalar başlattı. Nükleer enerji karşıtları, risklerin hiçbir zaman tam olarak ortadan kaldırılamayacağını savunuyor. Bu doğru. Akla gelmeyen, önceden görülemeyen bazı zorlukların başgöstermesi olasılığı her zaman mevcut. Ancak buna rağmen Enerji Bakanı Steven Chu, nükleer enerjinin bir seçenek olarak düşünülmesi konusunda Başkan Obama’yla aynı görüşü paylaştıklarını söyledi. Chu ve Obama bu konuda haklı. Ne yolla elde ederseniz edin, elektrik enerjisi üretmek her zaman birçok tehlikeyi beraberinde getiriyor. Fosil yakıtlar havaya her gün zehirli madde salıyor, bu maddeler binlerce kişide solunum yolları hastalıkları ve kansere neden oluyor.  Kömür madenleri, petrol kuyuları ve doğalgaz boru hatlarında meydana gelen patlamalarda binlerce kişi yaşamını yitiriyor. Binlerce değil, milyonlarca değil, milyarlarca insanın hayatını etkileyecek iklim değişikliği sorunuysa günümüzde karşı karşıya kaldığımız en büyük çevresel tehdittir. Japonya’daki olayların nükleer rönesansı geciktireceğini tahmin edebiliriz. Nükleer enerji konusunda aceleci sonuçlara varmak içinse henüz çok erken.’

Yorumlar

yorumlar

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.