BBC İngiltere'den Basın Özetleri

Japonyada geçen Cuma meydana gelen Richter ölçeğine göre 9 büyüklüğündeki deprem ve sonrasında başlayan tsunamiyle ilgili haberler bugün de tüm gazetelerde manşetlerde.
Daily Telegraph, Fukuşima nükleer santralında meydana gelen patlamalar ardından ülkede radyasyon korkusunun yayıldığını aktarıyor.

Gazete özellikle santraldan 250 kilometre uzaklıktaki başkent Tokyoda halkın panik içinde beklediğini yazıyor.

Daily Telegraph, santral çevresinde uzun vadede hastalıklara yol açabilecek seviyeden iki kat fazla radyasyon tespit edildiğini, santralda bir saat süreyle bu ışınlara maruz kalmanın kanser riskini yüzde 6 oranında artıracağını vurguluyor.

Bu seviye sigara tirkayikerinin bir yıl içinde aldıkları radyasyonun tam 40 katına karşılık geliyor. Gazete, hücrelerin DNAlarını bozan radyasyonun, maruz kalınan doza bağlı olarak birkaç gün içinde ölümlere yol açabileceğini belirtiyor.

Gazete, Wikileaksin sızdırdığı gizli Amerikan Dışişleri Bakanlığı belgelerine dayanarak Uluslararası Atom Enerjisi Kurumunun iki yıl önce nükleer santralların depreme dayanamayabileceği konusunda Japonyayı uyardığını belirtiyor.

Belgelere göre, kurumdan bir yetkili, Aralık 2008de hükümete, nükleer santrallardaki güvenlik standartlarının çağın gerisinde kaldığı ve şiddetli bir depremde ciddi sorunlar yaşanabileceğini söyledi.

Japon hükümeti, standartları yükseltme sözü verdi. Gazete, bu belgenin, 1971de hizmete giren Fukuşima nükleer santralındaki kriz konusunda kararlı bir tutum sergileyememekle suçlanan Başbakan Naoto Kan üzerindeki baskıyı artıracağını belirtiyor.

Tek seçenek nükleer enerji

Daily Telegraph başyazısında dünyanın Japonyadaki kriz nedeniyle nükleer santrallar konusunda krize kapılmaması gerektiğini savunuyor. Alman hükümetinin alelacele yedi santralı kapatma kararı aldığını belieten gazete şöyle diyor:

“Bu gereksiz karar büyük ölçüde yeşillerin baskısıyla alındı. Ancak bu tür haksız kararların ne Japonyaya ne de dünyanın geri kalanına bir faydası var. Unutmayalım ki nükleer santrallar, uzun vadeli temiz enerji için elimizdeki tek gerçekçi seçenek.”

İmalat sanayi zarar görecek

Financial Times, manşetinde Japonyadaki felakatin uluslararası piyasaları korkuttuğunu, Nikkei endeksinde son 24 yılın en büyük hisse satışlarının yaşandığına dikkat çekerken, Times, depremin küresel toparlanma sürecine sekte vurabileceğini aktarıyor.

Gazeteye göre ekonomi uzmanları, Japonyanın gayri safi yurtiçi hasılasının yüzde 3ünü silip götüren krizden özellikle küresel düzeyde imalat sektörünün darbe yiyeceğini söylüyor.

Japonya, dünyanın en büyük üreticilerinden ve üretim sektörü için parça tedarikçilerinden biri. Dünya genelinde elektronik parçaların yüzde 40ı yarı iletkenlerin yüzde 19u ve teknoloji ürünlerinin yüzde 20 Japonyada üretiliyor. Çin ithalatının yüzde 13ünü Japonyadan yapıyor. ABD geçen yıl Japonyadan 124 milyar dolarlık mal aldı.

Elektrik kesintileri sürer, fabrikalar ve limanlar uzun süre kapalı kalmaya devam ederse, bellek çiplerinden, silikon devre levhalarına LCD camlara araba parçalarından gemi sanayiinde kullanılan çeliğe kadar birçok alanda ürün sıkıntısı başgösterebilir.

Sıradan bir Türk, bir Arap tarihi değiştirebilir

Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Guardiandaki yazısında Arap dünyasındaki halk ayaklanmalarını değerlendiriyor ve “Hakarete maruz kaldık ve aşağılandık. Ama sonunda tarih bize itibarımızı iade ediyor.” diyor:

“Şimdi artık tarihi doğal akışına bırakmanın zamanı. Arap dünyasındaki devrimleri Doğu Avrupada olduğu gibi 1980lerde doksanlarda yaşanması gereken gecikmiş süreçler olarak görüyorum. Gecikti çünkü, bazıları Arap toplumlarının demokrasiye layık olmadıklarını, statükoyu korumak ve radikal İslamcılığı önlemek için onların otoriter rejimlere ihtiyacı olduğunu söyledi. Kendi demokrasileriyle gurur duyan bazı ülkeler ve liderler, Orta Doğuda demokrasinin bölgede güvenliğe tehdit oluşturacağında ısrar ettiler.

“Ama şimdi hep birlikte hayır diyoruz. Sıradan bir Türk, sıradan bir Arap ve sıradan bir Tunuslu tarihi değiştirebilir. Demokrasinin iyi birşey olduğuna ve halkın bunu hakettiğine inanıyoruz. Tarihin doğal akışı budur. Herkes halkın bu iradesine saygılı olmalı.”

Bölgenin kaderi ortak

“Toplumların, aşiretlerin, farklı etkin grupların yeniden birbirleriyle bağ kurması gerektiğini anlayamazsak, tarihsel ivmeyi kaçıracağız. Bölgenin kaderi ortaktır. ”

Davutoğlu yazısında bundan sonraki aşamada yapılması gerekenler konusunda ise şunları söylüyor:

“Öncelikle insanların hayatlarını kurtaracak, felaketi önleyecek acil durum planlarımız olmalı. İkincisi hayatı normale döndürmeliyiz. Üçüncüsü de tsunamiden sonra evlerimizi yeniden yaptığımız gibi siyasi sistemleri yeniden yapılandırmalı ve tesis etmeliyiz. Ama bunun için bir vizyona ve özgüvene ihtiyacımız var. Bu özgüven de şu demek: Bu bölge bizim ve yeniden inşa edecek olan bizleriz. Bunun için de izlenecek temel ilkelere açıklık getirmeliyiz. Bölgemizde saygı ve itibar isteyen kitlelere güvenmeliyiz. Onlarca yıl boyunca hakarete uğradık. Onlarca yıl aşağılandık. Tahrir meydanındaki gençlerin dile getirdiği gibi itibarımızı istiyoruz.

“İkinci ilke, değişim ve dönüşümün bir tercih değil bir zorunluluk olduğunu kabul etmektir. Üçüncüsü bu değişim barışçıl yollarla gerçekleşmeli. güvenlik ve özgürlük birbirlerinin alternatifi değildir. İkisine birden ihtiyacımız var. Dördüncü ilke, şefffalık, hesap verebilirlik, insan hakları, hukukun üstünlüğü son olarak da bölgemizde ülkelerimizin toprak bütünlüğünün güvence altına alınmasıdır.”

“Oryantalist bir kavram olan Orta Doğunun adı şimdiye kadar hep gerilim, çatışma ve az gelişmişlikle özdeşleşti. Ama bizim bölgemiz binlerce yıl boyunca, medeniyetin merkezi oldu. Bu medeniyet ve siyasi kültür mirasımıza ek olarak, bölgemizi küresel çekim merkezine dönüştürecek ekonomik kaynaklarımız da var. ”

Dünya Libyalı isyancıları çapulcuların kaderine terk etti

Daily Telegraph, İngiltere ve Fransanın Pariste yapılan G8 zirvesinde Libya üzerinde uçuş yasağı önerisini kabul ettiremediğini belirterek “Dünya Libyalı isyancıları Kaddafinin intikam peşinde kopan çapulcularının insafına terk etti” diyor. Gazete, Albay Muammer Kaddafiye bağlı güçlerin, isyancıların elindeki kasabaları birer birer ele geçirdiğini anımsatıyor.

Obama lider değil vasat bir takipçi

Times gazetesi de başyazısında Libyada isyancılar için zaman ve umutlar azalırken, Amerikan yönetiminin kaçamak bir tavır sergilediğini savunuyor. Gazete özetle şöyle diyor:

“Obama Arap baharına inanıyor mu? İnanıyorsa o zaman neden aşırı ihtiyatlı, yapıcı olmayan bir tarzda davranıyor? Arap özgürlüğü konusunda söylevler veren Obama, tezat bir şekilde, uçuş yasağı isteyen Arap Birliğinin çağrısına liderlik etmeli. Obama ve Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, dünyaya Libyada diktatörlüğe karşı savaşan halkın arkasında olduklarını söylemeli. Obama başkanlığı kazandığı gün etkileyici bir şekilde insanlığın kadir olduğu şeylerden söz etmişti. Bir umut ışığı doğmuştu. Ama şimdi protestocular despotlara karşı ayaklanırken, Obama ne yapacağını bilmez bir halde dolanıyor. Obama büyük bir lider olmak yerine, vasat bir takipçi oldu. Bu Obama için bir fırsat ama kullanamıyor.”

Batı isyancılara silah göndermeli

Financial Times da Libyaya müdahale için zamanın geçtiğini Batının şimdi Kaddafiyi devirmeye değil kontrol altında tutmaya odaklandığını yazıyor. Gazete başyazısında Batılı ve diğer ülkelerin isyancılara silah sağlaması çağrısında bulunuyor:

“Batının şimdiye kadar isyancılara desteği sözlerin ötesine geçmedi. Uluslararası kamuoyu haklı olarak Kaddafinin bunu kullanabileceği endişesiyle Batı müdahalesine olumlu bakmadı. Ama Batı bir kenarda oturup yaşananlara seyirci kalmamalı, Kaddafiyi sınırlayacak ne yapabiliyorsa yapmalı. Libyanın onurlu bir şekilde özgürlük yolunda yürümesine izin verilmeli. Ancak uçuş yasağı olsa bile güç dengesi Kaddafinin lehinde. Bunu düzeltmek için destekçi ülkelerin isyancı liderlerinden gelen çağrıya uyarak onlara silah sağlaması gerekiyor.”

Guardian da ABDnin uçuş yasağına destek verdiğini ancak isyancıların yardımın çok geleceğinden endişe ettiğini aktarıyor.

Financial Times, Orta Doğudaki halk ayaklanmalarının başlamasından sonra bölgeden İngiltereye yapılan vize başvurularının arttığını belirtirken, Guardian, Londranın burada yatırım yapacak süper zenginlerin oturma izni almasını kolaylaştıracağını kaydediyor.

Yorumlar

yorumlar

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir