BBC-İngiltere Basınından Bu sabah

Guardian, Japonyadaki Fukuşima nükleer santralında radyasyon sızıntısını önlemek için zamana karşı yarışıldığını aktarıyor.

Gazeteye göre, santralın çevresinden tahliye edilen kişilere tiroid kanseri riskine karşı potasyum iyodür tabletleri dağıtılırken Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Yukiya Amano, patlamalarda reaktör kazanlarının zarar görmediğini belirterek Çernobildekine benzer bir felaketin yaşanmasına ihtimal vermediklerini söyledi.

Japon hükümeti gerçekleri gizliyor mu?

Ancak Guardian, bazı bağımsız nükleer uzmanların Japon yetkililerin açıklamasına şüpheyle yaklaştıklarını belirtiyor. Yeşilbarış Örgütü tarafından kazayla ilgili rapor hazırlamakla görevlendirilen John Large adlı bir uzman, radyasyon ölçümlerine ulaşamadıklarını belirterek, “Japon hükümetinin eylemleri, açıklamalarıyla çelişiyor. 180 bin kişiyi tahliye ettiler ama hiç radyasyon yok diyorlar. Radyasyon sızıntısı olabilir. Ama bunu şimdilik bilemiyoruz. Çernobilde de öyle olmuştu. Önce ilk başta biraz problem var demişlerdi sonra facianın gerçek boyutları ortaya çıktı” diyor.

Guardian, Wikileaksin sızdırdığı belgelere dayanarak, Japon hükümetinin geçmişte nükleer kazaları gizlemekle suçlandığını aktarıyor.

Times gazetesi de, santraldaki patlamaların söylendiğinden daha ciddi olabileceği endişesini manşetine taşımış. Haberde şöyle deniyor:

“Japon yetkililer, bunun yedi dereceli uluslararası ölçeğe göre dördüncü derecede bir kaza olduğunda ısrar ediyor. Ama Fransa Nükleer Enerji Kurumu Başkanı bu kazanın Çernobildekinin bir derece altında olduğunu söylüyor. Çernobilin derecesi yediydi.”

Gazete başyazısında risklerine rağmen nükleer enerjinin en güvenli enerji kaynaklarından biri olduğunu savunuyor.

Nükleer enerjiye ihtiyacımız var

Daily Telegraph ise başyazısında “Nükleer enerjiye ihtiyacımız var” diyor:

“Japonyada bir facia yaşansa bile, hükümet yeni nükleer reaktörler inşa edilmesi planlarından geri adım atmamalı. İngiltere orta vadede, enerji sıkıntısıyla karşılaşacak. Orta Doğudan petrol ve gaz akışının aniden kesilmesi bizi zor durumda bırakabilir. Libyadaki olaylar ve Bahreynde yeniden alevlenen gerginlik, bölgeye güvenmememiz gerektiğini gösteriyor.”

Independent yazarı Michael McCarthy ise, Japonyadaki kazanın dünyadaki nükleer rönesansı durduracağı öngörüsünde bulunuyor. Yazar, kamuoyunun nükleer santrallara bakışının değişeceğini savunuyor.

Financial Times, deprem ve tsunaminin 160 milyar dolarlık hasara yol açtığının tahmin edildiğini belirterek, “Bu dünya tarihindeki en ağır doğal afet bilançosu” diyor.

Batının Suudi Arabistan çelişkisi

Times, Suudi Arabistanın, isyanı bastırmak üzere Bahreyne asker gönderdiğini hatırlatarak Arap baharının başlamasından bu yana Batının Suudi Arabistan çelişkisi içinde olduğunu belirtiyor:

“Özgürlük aşkımızı petrol ihtiyacımızın önüne koyabilir miyiz? Suudi Arabistanın kraliyet ailesini desteklemek üzere komşusuna tank ve zırhlı birlikler göndermesinden sonra bu soru daha kaçınılmaz, Dışişleri Bakanlığının tembel Arabizm politikası da daha bir kabul edilemez hale geldi. Batının petrol ve terörle savaşta Suudi Arabistana ihtiyacı var ama Suudilere nerede oldukları hatırlatılmalı.

“Suudi Arabistan, engel olmak yerine İslami aşırılığı besliyor. Siyasal faaliyetleri yasakladığı için öfkeyi camiye hapsediyor. 11 Eylül saldırılarını gerçekleştiren 19 teröristten 15i Suudi Arabistan vatandaşıydı. Devletin Vahabilik ideolojisi bizzat dini aşırılıktır. Hem kendi evinde hem de komşularında baskı politikası peşinde olan Suudi Arabistan bunun bir diplomatik bedeli olacağını anlamalı.”

Financial Times da başyazısında, “Bu gelişme demokratik yenilenme umutlarını canlandıran ve bölge halkına itibarını iade eden Arap baharında bir dönüm noktasıdır” diyor:

“Suudilerin müdahalesi tehlikeyi artırıyor, radikalleşmeyi getiriyor. Oysa Bahreynliler ve diğer Körfez ülkeleri vatandaşlarının çoğu sadece reform istiyor. Ve bu müdahale, Arap yarımadasında hemen hiçbir bir ağırlığı olmayan İran ve Hizbullah gibi maşalarına davetiye çıkarıyor.”

Bizi konuşuyorlar ama bizle konuşmuyorlar

Guardian yazarı Gary Younge, Almanyadaki entegrasyon tartışmalarını değerlendirdiği yazısında, Berlin izlenimlerine yer veriyor. Younge, eski Alman Merkez Bankası Yönetim Kurulu üyesi Thilo Sarrazinin Türklerin ve Arapların genetik özellikleri yüzünden geri kaldığı iddiasının yer aldığı “Almanya Kendini Yok Ediyor” adlı kitabıyla ilgili olarak şunları söylüyor:

“Belki bu iddialar bazılarını şaşırttı ama kamuoyunun tepkisi herkesi şaşırttı. Şu anda 14üncü baskısı yapılan kitap, Almanyada İkinci Dünya Savaşından bu yana en çok satan kitap. Ekim ayında Focus dergisinde yayımlanan ankete katılanların yüzde 31i göçmenler yüzünden Almanyanın zeka ortalamasının düştüğünü, yüzde 62si de Sarrazine hak verdiğini söyledi.

“Henrick Böll Vakfından Mekonnen Meshgena, Sarrazin yeni bir şey söylemedi, hiçbir tabuyu yıkmadı ve tartışmaya hiçbir katkıda bulunmadı. Ama asıl şok edici olan şey, Üslubu yanlıştı ama söylediklerinden haklılık payı var diyen aydınların sayısıydı diyor. Suriyeli bir Kürt olan Zelika Baba ise Entegrasyon bir al ver işidir. Bizden kendi kültürümüzden vazgeçmemizi istiyorlar. Burada ne kadar yaşadığınız önemli değil. Her zaman yabancısınız. Bizim hakkımızda konuşuyorlar ama bizle konuşmuyorlar diye yakınıyor.

Almanyadaki ırk, din ve ulusal kimlik tartışmasının son 20 yıldır Avrupanın geri kalanında süren tartışmadan farklı olmadığına dikkat çeken yazar şöyle devam ediyor:

“Ekonomik ve sosyal gerçeklikler de büyük ölçüde benzerlik gösteriyor. 2009da yayımlanan bir rapora göre, Türkler Almanyada en az entegre olabilmiş toplum. Türkler arasındaki işsizlik yüzde 11. Ulusal ortalama yüzde 6,5. Ve sadece yüzde 14ü ortaöğretim final sınavlarını geçebiliyor.”

Yorumlar

yorumlar

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir